Sağlıklı ve Güvenli Yapılar İçin Kaynak : 01.01.2000 - İzolasyon Dünyası Dergisi 21 | Yazdır

17 Ağustos Kocaeli depreminin yarattığı şokla ilk günlerde, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” türünden ümit içeren sloganlar çok işitilir olmuştu. Ancak ana depremi izleyen dörtbuçuk aylık süre, hiçbir şeyin eskisinden farklı olmayacağını ortaya koyan gelişmelerle dolu geçti. Depremin korkunç sorunları ve onu izleyen öteki iç-dış depremlerin insanlara getirdiği yalnızca korku oldu.
Depremde yitirilen 20 bin ve sakat kalan binlerce insan; tümüyle yıkılan ya da hasar gören on binlerce bina, bunların televizyonlardaki tüyler ürpertici görüntüleri, deprem sonrasında gerekli önlemlerin bir türlü alınamaması, kendilerini bilim adamı olarak tanıtan kimi üniversite öğretim üyelerinin tutarsız sözleri toplumun bilinçlenme olanağını, fırsatını yok etti; yalnızca yüreklere korku saldı.
Öte yandan, dini, her türlü emelleri için kullanan dinci çevreler de aklı, bilimi bir yana bırakıp “ilahi ikaz”dan, “Allah’ın gazabı”ndan dem vurarak, “7.4 yetmedi mi” türünden saçma sloganlarla toplumu ürkütme, sindirme yoluyla kendi yanlarına çekmeyi denemişlerdir. Zaten onlara göre bir zamanlar “Dünya bir öküzün boynuzları arasında durur, öküz kafasını salladığında yerküre sallanır”dı. İşte yine bu sallanmanın sonucunda Marmara’dan sonra Atina, Tayvan, Mexico ve Kaliforniya’da olan depremlerle, oraları da “ilahi ikaz” aldı!
Bütün bu tutarsız gelişmelerin sonunda, mantığın yerini “korku”nun alması kaçınılmazdı; öyle de oldu.
12 Kasım Düzce depremi, Marmara depreminden kimi dersler aldığımızı gösterdi. Bu dersler daha çok deprem sonrasına ilişkin konulardaydı: Aramakurtarma çalışmaları, yardım ekipleri ve yardım malzemelerinin bölgeye uluştırılması ve organizasyonda daha sistemli bir yol izlendi.
İnsanlarımız depremin sonuçlarını sadece “hırsız müteaahhit”e, “çalınan malzeme”ye bağlama eğilimindeler. Halbuki inşaat işi bir bütün ve bütün halkalarının sağlam olması gereken bir zincirdir, bu gözardı ediliyor. Çok büyük inşaat hacmine karşın mimarları mühendisleri işsiz olan bir ülkede yapıların estetikten yoksun, çürük ve sağlıksız olmasından daha doğal ne olabilir ki?

Bugüne kadar olanlar oldu.Türk toplumu kendi anlayış ve alışkanlıklarıyla çoğu kez akıl dışı yollarla, aklın almayacağı yerleşim merkezleri ve binalar kurdu. Var olan yapı stoğunun sağlıklı hale getirilebilmesi, var olan olanaklarla kısa dönemde üstesinden gelinemeyecek kadar zor. Buna karşılık hiç değilse yeni yapılacak binalar için çözüm arayışına girebiliriz.
Yıllardan beri bıkıp usanmadan söylediklerimizi daha kolay anlaşılır, eleştirilebilir ve geliştirilebilir kılmak için size bir çizelge sunuyorum.
Bu çizelge, yeni yapılar için sadece depreme karşı değil, genel anlamda izlenmesi gereken yolları içeriyor. Aslında doğru yapım metodları, zaten deprem güvenliğini de sağlayacaktır.
Toplumumuzun kötü alışkanlıkları yüzünden çürük olarak yapılmış yapıların yanısıra, özen gösterilerek yapılmış olanlarda bugünkü deprem yönetmeliği esaslarına göre, deprem güvenliği açısından yetersiz kalıyor. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde bulunan yapı stoğunun sağlıklı hale getirilebilmesi için izlenmesi gereken çetin bir yol var önümüzde. Bunları burada satır başlarıyla sıralamaya çalışacağım:

• Yürürlükteki kent planlarının, politik ve ekonomik çıkarlardan uzak olarak yalnızca şehircilik ilkeleriyle ve deprem gözlüğüyle yeniden incelenmesi ve gerekiyorsa düzeltilmesi,
• Yapı stoğunun deprem güvenliği açısından gözden geçirilmesi (yerleşme düzeni, arsa zemini, taşıyıcı sistem)
• Düzelebilecek yapıların yeni deprem yönetmeliğine göre irdelenerek, taşıyıcı sistemlerin desteklenmesi ve güçlendirilmesi.
Bu sonuncu işlemin apartmanlarda hiç de kolay ve pratik olmayacağı açıktır. İçlerinde büyük toplulukları barındıran yapılar bu işlemler için daha elverişli oldukları gibi, özellikleri nedeniyle önceliklidirler de: Okullar, öğrenci yurtları, hastaneler, oteller, cezaevleri, stadyumlar, spor salonları, sinemalar, tiyatrolar ve stratejik önemi yüksek olan yapılar bu kapsamda öncelikle ele alınmalıdır.
Bundan sonra göstereceğimiz çabalar daha çok, geleceği kurtarmak adına yapılan çabalardır.