SARI KIRMIZI KAŞKOL Kaynak : 05.06.1997 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Sevgili Hıncal Uluç’un aynı başlıklı kitabından söz edeceğim sanılmasın. Bu kaşkol, bir zamanların başbakanı Tansu Çiller’in boynundaki kaşkoldur.

1993 yılı Kasım ayının başı.. Avrupa Şampiyonlar Ligi yolunda Galatasaray – Manchester United’ı elemiş; KDV zamlarının, terörün, enflasyonun yarattığı sıkıntıları bir anda unutan Türkiye bayram ediyor.

Ali Sami Yen stadında oynanan maçı, boynunda sarı-kırmızı kaşkolle izleyerek ilgi toplayan Başbakan Tansu Çiller de ülkenin sorunlarını bir süre için unutturacak başarılı sonuçtan o denli mutlu olmuş ki, stadyumdan ayrılırken Galatasaray’ı on milyar liralık bir çekle ödüllendireceğini söylüyor. Bugünkü parayla yaklaşık 100 milyar lira..

Ödül Ankara’da verilecek. Yönetim Kurulundan bir grup, uçakla Ankara’ya gidiyoruz : Başkan Alp Yalman, ben, Bengiz Bayraktaroğlu, Kemal Onar, Erol Evgin ve Remzi Tan.

Uçakta, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Şükrü Erdem’le karşılaşıyoruz. Ayaküstü kısa bir sohbet.. Programa göre Başbakan bizi saat 13.00’te bekliyor. Bakan da törende hazır bulunacağı için kendisiyle orada bir kez daha görüşeceğiz.

Esenboğa’da terminalden çıktıktan sonra herkes birbirine soruyor : “Şimdi nereye gidelim, Başbakan bizi nerede kabul edecek ? Başbakanlıkta mı, yoksa Başbakanlık konutunda mı?” Kenarda bir trafik ekip otosu var. Remzi Tan’a “polis memurları nasıl olsa seni tanırlar, onlardan yardım isteyelim” diyoruz. İlk sürpriz : Ankaralı trafik polisleri Istanbul Trafik Denetleme Müdürü Remzi Tan’ı tanımıyorlar. İkinci sürpriz : onlar zaten bizi karşılamaya gelmişler, arkalarında bekleyen otobüs de Galatasaray kafilesi içinmiş. O anda anlıyoruz ki, daha kalabalık bir grup bekleniyormuş; özellikle de futbolcular..

Galatasaray profesyonel futbol takımının

o sıralar ligde, Türkiye Kupasında ve Avrupa Şampiyonlar Liginde yoğun bir programı var; neredeyse üç günde bir maç yapıyor. Futbolcuların gelmelerine olanak yok. Ayrıca, sürekli antrenman ve kamp söz konusu.

Altı kişi, koskoca otobüsün ön tarafına yerleşiyoruz. Önde eskort görevli polis otosu, arkada otobüs, Esenboğa’dan Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz. Saat 12.00’ye yaklaşmakta. “Bunun ne önemi var ?” diyeceksiniz. Oysa çok önemli.. Başkan’ın değişmez yemek saati tam 12.00’dir; yemek saatini sektirmez.

İşaretle, öndeki polis otosunu durduruyoruz. Yoldaki lokantalardan birinde birşeyler yemeye karar veriyoruz. Biraz sonra da bir yolüstü kebapçısının önünde soluğu alıyoruz. Bir polis otosu eşliğinde, içinden toplam altı kişi çıkan garip bir otobüs..

Hiç beklemedikleri konukları birden karşılarında gören garsonlardaki şaşkınlığı düşünün. Lokantanın sahibi bizleri ağırlamak için koşturup duruyor. Masa hazırlanıyor; “hazırlanmak” sözü az gelir, adeta donatılıyor. “Acelemiz var” diyoruz”; yanıt “etleri ocağa sürdük bile” oluyor. Müthiş bir ağırlama.. Ağırlama yüzünden neredeyse geç kalacağız.

Başbakanlığın önüne geldiğimizde büyük bir gazeteci ve meraklı kalabalığı var. Belli ki, onlar da bizi değil, futbolcuları bekliyorlar; yalnız gelişimiz onları hiç sevindirmiyor.

Önce, Bakana uğruyoruz. “Nerede kaldınız ? Esenboğa’dan beri her yerde sizi aratıyoruz” diyor ve ekliyor : “Sayın Başbakanı ziyaretin ardından, birlikte yemeğe gideceğiz”..

Başbakanı tam zamanında ziyaret edip sade bir törenle ödülü aldıktan sonra ilk uçakla Istanbul’a dönüyoruz. Doğallıkla, Bakanın yemek daveti gerçekleşemiyor.

Aradan yaklaşık üç buçuk yıl geçmiş ; şimdi Galatasaray yeniden Avrupa yolunda.. Ya Tansu Çiller ?