Şevki Vanlı Anısına… Kaynak : 01.09.2008 - Yapı Dergisi - 322 | Yazdır

Şevki Vanlı ile 1962’de tanıştık.
O tarihlerde İstanbul Belediyesi, Planlama Bürosu’nda çalışıyordu; ben İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde daha birkaç aylık asistandım. Üçlü buluşmayı Bülent Özer sağlamıştı: Bir yaz ya da güz akşamüstü olmalıydı; Elmadağ’da Divan Pastanesi’nde açıkta oturduk. Görüşme, o günlerde çıkarmakta olduğumuz Mimarlık ve Sanat dergisi odaklıydı. Beklentimiz, Şevki Bey’i de dergi çalışmalarımıza katmaktı. Doğal olarak mimarlığın pek çok konusuna değindik o ilk buluşmada.
Mimarlık öğrenimini 1954’te İtalya’da tamamladıktan sonra Ankara’ya dönmüş ve sanırım, askerliğin ardından İstanbul’a gelmişti. 1959’da ilk kitabı “FL. Wright İnsana Dönüş’ü” de yayımlamıştı. O tarihlerde daha çok o kitabıyla tanınıyordu.
Şevki Vanlı, İstanbul Belediyesi macerasından sıkılmış olacak ki 7 haftalık bir memuriyetten sonra yeniden Ankara’ya döndü. Bir yandan serbest mimarlık işlerine dalarken bir yandan da dönemin ünlü siyasal dergisi Forum’un yazı kadrosunda yer alacak, daha sonra da derginin sahibi olacaktı. Forum da, bizim Mimarlık ve Sanat gibi, uzun ömürlü olamadı.
Vanlı‘yla ilişkimiz hep sürüp gitti. Biz 1968’de Yapı-Endüstri Merkezi’ni kurmuştuk. Fikri çok sevdi, o da Ankara’da Or-An (Orta-Anadolu) şirketi bünyesinde bir benzerini kurdu. Üstelik, aynı adı kullanarak. “Biz dostuz, herhalde böyle şeyler aramızda sorun olmaz” diyordu. Biz YEM’de hizmete öylesine kilitlenmiştik ki, gerçekten de aramızda ticari rekabet duygularının yeri olmadı. Vanlı, düşlerin heyecanlı adamıydı ve hızlı girişimciydi. Her zaman girişimi yapar, sorunların kendiliğinden ya da zaman içinde yapılacak müdahalelerle çözüleceğini, olanakların sonuna kadar zorlanması gerektiğini düşünürdü. Or-An (Orta Anadolu) uydu kent yerleşmesi fikri de bir bakıma böylesi bir girişimciliğin ürünü olarak doğmuştu. Ankara’nın dışında, Çankaya’nın bile Ankaralılarca uzak sayıldığı bir dönemde 7 milyon metrekare alanda 7 bin konut ve tamamlayıcı tesisler… Girişimi çok ortaklı Or-An İnşaat A.Ş. gerçekleştirecekti; grubun başında Şevki Vanlı vardı.
Daha ilk adımların atıldığı günlerde çıkan ünlü Finansman Kanunu, konut satışlarının durmasına ve böylece işlerin birden kesilmesine yol açmış, yaşanan olumsuzluklara enflasyon artışı da eklenince finansman sıkıntısı başlamıştı. Ayrıca, o günlerin Ankara’sı bugünün Ankara’sından çok farklıydı. Konut alacak olanlar: “Hele inşaatlar yapılsın, orada hayat başlasın, evi o zaman alırız. Nasıl olsa 7 bin konuttan biri bizim olur” anlayışındaydılar. Ayrıca, Ankara bugünkü gibi zenginleşmemişti, mütevazı bir memur şehriydi. Askerlik görevimin ardından, Şevki Bey’in ısrarıyla 1971 Mart’ında görev aldığım Or-An Yapı-Endüstri Merkezi’nde, o günlerin Ankara ortamını ve Or-An girişiminin sıkıntılarını yakından gördüm. O sıkıntılı ortamda birlikte çalışmamız 9 ayla sınırlı kaldı, ancak ilişkilerimiz ve dostluğumuz sürekli oldu.

Vanlı, bir yandan Or-An projeleriyle uğraşırken bir yandan başka projelerle mimarlık çalışmalarını sürdürüyordu. Yarışmalara katılıyor, Mimarlar Odası’nda çeşitli görevler alıyordu. MSB Kız Öğrenci Yurdu, Adana’da Türker evi, Bursa’da Merkez Bankası bu döneme ilişkin dikkate değer yapılardı. Ayrıca 1968’de birincilik ödülü kazandığı, Ankara Milli Kütüphane Yarışması da yine bu döneme rastlar. 1980’li yıllar Vanlı’nın Cezayir yıllarıdır. Orada aldığı bir proje işi yaşamındaki dönüm noktalarından birini oluşturacaktır. Cezayir Ulusal Merkezi projesi için orada kurduğu büronun mimarları arasında Erdem Aksoy, Özgönül Aksoy, Feyyaz Kuğu ve Güven Birkan da yer alacaktı. Büyük bir çalışmaydı yapılan… Ne var ki 1985’te petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle Cezayir’de ortaya çıkan sorunlar projenin gerçekleştirilmesini engelledi. Ancak Cezayirliler mimarın hakkını son kuruşuna kadar ödediler. İşte Vanlı, Cezayir’de mimarlıktan kazandığım mimarlık için son kuruşuna kadar Ankara’da Erkeksu Çiftliği’ne yatıracaktı.
Amacı, yeni kurduğu “Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı”na kaynak sağlamaktı. Düşlerinin sonu yoktu… 673 hektarlık alandaki çiftlikte kuracağı tesisler Vakfı parasal olarak besleyecekti ve bunların yapımı, Vanlı‘ya dilediği gibi mimarlık yapma özgürlüğü sağlayacaktı. Artık, işveren de mimar da kendisiydi. Burası Ankara’nın rekreasyon merkezi olacaktı. Girişim, ayın zamanda bir mimarın Ankara’ya yeni bir yaşam biçimi önerisiydi. Golf ve Tenis Kulüp yapıları, Golf sahası, Binicilik tesisleri, manej ve otel ileride daha da gelişecek kompleksin ilk yapılarıydı.
Vakıf kurulmuş, çalışmaya başlamıştı.
Kimi kitaplarla yayın etkinliği başlatıldı. Vakıf, sonraki yıllarda YEM’le birlikte Archiprix – Türkiye’ye sponsor oldu. Ancak Erkeksu Çiftliği’nde işler, Vanlı‘nın düşlediği şekilde gelişmedi. Büyük çaba ve özveriyle bir süre işletilebilen kulüpler ve bunlara ilişkin tesisler verimli olmaktan uzaktı. Otel de İtalya’dan getirilen mobilyalarına varıncaya kadar tamamlanmıştı, ancak bir türlü işletmeci bulunamadığı için işletmeye açılamadı. Galiba aynı anda hem karar verici yatırımcı hem mimar olmak başarılı sonuç vermemişti. Kulüpler kapandı. Vanlı‘nın orayı canlandırabilmek için kimi eğitim tesislerine parasız yer tahsisi önerileri ve çabaları da, başlayan bir okul inşaatına karşın sonuçsuz kaldı.
Düşler her zaman gerçekleşmiyor.
Ankara’nın kentsel gelişmesi. Erkeksu Çiftliği yani Sincan doğrultusunda değil, Eskişehir yolu ekseninde olmuştu. Bu da projenin başka bir talihsizliğiydi.
Bütün bu girişimlerin yanısıra Vanlı, serbest mimarlık çalışmalarını sürdürüyordu. Her yeni projesi, bir dil birlikteliği, sürekliliği yerine yeni form arayışlarının ürünüydü. Soyut İşhanı, Gölbaşı İhracatçılar Birliği Sosyal Tesisleri ve Or-An Orman Apartmanı bu dönemin dikkate değer yapılarıdır.
Neyse ki çabalar her zaman ödülsüz kalmıyor: Mimarlığın çeşitli dallarıdaki başarılarıyla, 1992 yılında 3. Ulusal Mimarlık Ödülleri kapsamında Mimarlar Odası’nın Büyük Ödülü’nü kazandı.
Şevki Vanlı mimarlık için yaşadı denebilir. Temelde ticari görünseler de girişimleri hep mimarlık adınaydı. Bunlara, mimarlık yapabilmek uğruna yarattığı bahaneler diye de bakılabilir. Or-An projesine de, Erkeksu projesine de… Zaten, ikinci kitabının adı “Mimarlık Sevgilim”, onun dünyaya bakış açısını göstermiyor mu? Mimarlık, gerçekten sevgilisiydi.
Belki, ailesi ve yakınları bile mimarlıktan sonraki sıradaydılar.
Vakfı ve Erkeksu Çiftliği’ni yaşatmaktaki sıkıntılarına karşın mimarlık adına çalışmaları büyük bir çaba ve hızla sürüyordu. Son yıllarda proje işi gelmemesinden yakınırken daha çok yazmaya yönelmişti. Bunun ürünü, hazırladığı “20. Yüzyıl Türk Mimarlığı” kitabı oldu. Son günlere doğru bir yandan sağlık sorunlarıyla boğuşurken bir yandan da Rusya’daki Türk Kültür Yılı etkinlikleri kapsamında Moskova’ya götürmek üzere bir mimarlık sergisinin hazırlıkları içindeydi.
Kısacası, Vanlı, mimarlık için yaşadı:
Mimarlık düşledi, mimarlık konuştu, mimarlık tartıştı, mimarlık yazdı, mimarlık yaptı. Bu dünyadan Şevki Vanlı geçti, ama iz bırakarak… Huzur içinde dinlenmeyi hak ettiğini düşünüyorum.