Şirketleşme Kaynak : 22.04.1999 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Spor kulüpleri darboğazdan nasıl kurtulur ? sorusunun kolaycı bir yanıtı vardır : Şirketleşme. Pek çok kişi bu sihirli formülü tekrarlar durur. Bunun denemeleri yapılmadı değil.. Dışarıda da Türkiye’de de somut örnekleri var. Kuruluş şekli ve yapıları farklı olmakla birlikte işte İstanbulspor, Adanaspor örnekleri ve işte Galatasaray Yatırımlar ve Tic. A.Ş. örneği. İlk ikisinde kulüp şirkete dönüşmüştü; Galatasaray’da ise kulüp, dernek statüsünde kalırken, bir yan kurum olarak anonim şirket kuruldu.

Aslında, şirketlerin yapabildiklerini, bugünkü statüleriyle kulüplerin yapmalarını engelleyen bir durum söz konusu değil. Ayrıca devlet şirketlere göre kulüplere daha müsamahalı davranıyor. Kulüplere tanınan ayrıcalıklar şirketlere tanınmıyor. Bugün, şirketler ticari olarak ne yapabiliyorlarsa kulüpler de onu yapabilirler. Tek farkla : şirket hisseleri halka açılabilir yani satılabilir; kulüplerde hisse, söz konusu değil. Yani şirketin hisselerini halka satarak oradan gelir sağlayabilirsiniz. Sonra ?. Sonra, şirkete para yatırmış olanlar yatırdıklarının karşılığında hisselerinin değer kazanmasını ya da kulübün kârından pay almayı beklemezler mi ? Kaldı ki, her şirketin kâr etmesi kesin olmadığı gibi, halka açılmanın, hisseleri borsada sattırmanın da çok ciddi bir prosedürü, yerine getirilmesi kolay olmayan koşulları vardır. Şirketin verimliliği ticarî beceriye bağlıdır.

Bizde bugün kulüpler normal olarak, Dernekler Yasası’na tabi. Bu yasa kulüpler için iki bakımdan yetersizdir. Birincisi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, dernekleri disiplin, hattâ baskı altına almak üzere bir tepki yasası olarak daha çok, yasaklayıcı anlayışla hazırlandığı için genelde sakat bir yasadır. İkincisi, dernekler için hazırlandığından, spor kulüplerinin üzerine hiç uymayan bir giysidir. Bu yasanın uygulanması sonucunda kulüplerin adları bile çarpıtılmıştır : “Galatasaray Spor

Kulübü Derneği” gibi.. Kulüp mü, dernek mi ? Yıllardır gündemde olan “bir spor kulüpleri yasası” var. Elden ele dolaşan taslağın daha tutarlı hale getirilmesiyle yasalaştırılmasının, kulüpleri en azından dernekler yasası kapsamından kurtarmak bakımından yararlı olacağına burada bir ayrıntı olarak değinmiş olalım.

Gelelim, şirketlerden beklenen yararlara.. Kulüplerin ağırlıklı gelir kalemleri belli : maç hasılatı, TV yayın gelirleri, isim hakkı ve reklam gelirleri, transfer gelirleri (doğal ki bunun ciddi bir gideri de vardır), bağış ve sponsorluk.. Şirketler bunları geliştirip yeni kaynaklar yaratabilirlerse ancak, verimli olabilirler.

İstanbulspor ve Adanaspor’un, şirkete dönüşmesi, onları şirkete dönüştürenlerin amacına daha çok uyuyordu. Başka bir deyişle, İstanbulspor’a sahip çıkan Cem Uzan için dernek statüsü yerine şirket statüsü daha uygundu. Adanaspor için de durum aynı. Şirkette, parayı koyan söz sahibi olur ve yönetir. Galatasaray’da durum farklı. Yukarıda da belirttiğim gibi, kulüp şirketleşmedi, ticari faaliyetlerini geliştirmek için bir şirket kurdu. Ne var ki bu şirket, kulübün var olan gelirlerini ve geleneksel gelir kalemlerini artıramadı. Kârlı olamadı, halka da açılamadı, kısacası, başarılı olamadı. Bunu Başkan Faruk Süren bile kabul ediyor. Durum böyleyken şimdi aynı Süren, bu kez de Futbolu şirketleştirmekten söz ediyor. Futbol şubesi, kulüp içinde ayrı bir şirket konumunda kendi gelir ve giderlerine sahip çıkacakmış. Söylentilere ve basına göre, şirketin başına da Fatih Terim getirilecekmiş, hattâ Galatasaray’da kalmak için Terim’in ön koşulu bu imiş. Doğruysa, yazık olur.. Kulübe de, başarının doruğundaki Terim’e de.. Türkiye’nin yaygın sorunudur : Bir dalda başarılı olan kişi, kendisini – ve kimi zaman başkalarını – her alanda başarılı olacağına inandırabiliyor.

e-posta : hasmim7@ibm.net faks : (212) 211 34 20