Siyasette Kavga, Sporda Kavga! Kaynak : 11.02.2010 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Son zamanlarda tuhaf olaylar oluyor ülkemizde. Pazar günü Cumhuriyet’te Oktay Akbal şunları yazıyordu: “TBMM’de gırtlak gırtlağa kavgalar! Olur böyle şeyler diyeceksiniz. İki Sağlık Bakanı birbirine girmiş. ‘Gel ulan gel’ bağrışmaları. Ülkenin, halkın sağlık sorunlarını çözecek bakan, ceketi sıyırıp yumruklarını sallamış!..

Yine aynı gün Milliyet’in bir haberi… Başlığı: “Kavga edecekler maçlara gitsin.” DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk partisinin gençlik kolları toplantısında, TBMM’nin vakarını koruması gerektiğini belirterek, “Halkın önünde kavgalarıyla, gürültüleriyle, küfürleriyle ve bir başbakanın yönlendirdiği iç tartışmalarıyla parlamento itibar kaybederse halkın desteğini yitirir. Bir futbol takımının taraftarları arasındaki tartışma gibi savaşılmasını, kavga edilmesini, küfredilmesini, tekme atılmasını TBMM’ye yakıştıramadım. Eğer kavga etmek istiyorlarsa maçlara gitsinler, tribünlerde kavga etsinler” demiş.

Bu nasıl bir anlayıştır? TBMM’nin eski başkanı savaşmak, kavga etmek, küfretmek, tekme atmak isteyenleri Meclis’e yakıştırmıyor, maçlara, tribünlere davet ediyor. Stat terörünü körükleyebilecek bu söylemi ben de kendisine yakıştıramadığımı, Cindoruk’un saygın kişiliğiyle bağdaştıramadığımı belirtmeliyim.Yine aynı gün Cumhuriyet Pazar’daki röportajında Kadir İnanır, “Politikanın içinde aktif olarak yer almayı düşünüyor musunuz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Yaptığımız da siyaset aslında… Çektiğim filmlerin senaryoların içinde boş laflar yoktur… Ama aktif siyaset yapmamı istiyorsanız, benimle beraber bu kavgayı verecek en az 100 parlamenter isterim. Hangi siyasi partiden olursa olsun.

Böyle bir ortam görüyor musunuz sorusunun yanıtı ise şöyle: “Seçim sisteminin değişmesi lazım. Kurşun asker gibi parmak kaldır, indir. Öyle parlamentoda ne işim olur benim. Her gün kavga olur. Bir gün ya öldürülürüm, ya arabam patlatılır.

İşte Türkiye’de 21. yüzyılın ilk on yılında politikanın manzarası bu. Politika ve spor denince nedense akla ilk gelen şey kavga oluyor… Bir yandan da politika, kavgacı tutumuyla her şeye egemen olmak istiyor: yargıya, orduya, üniversitelere, medyaya, spora…

Politikanın spora müdahalesi ile sonuçta düştüğümüz zavallı durumu da yine Cumhuriyet’te Cumhur Önder Arslan’ın aynı günkü haberinden aktaralım: “Tarihine Dünya ve Avrupa üçüncülüğü başarılarını sığdıran, sergilediği performansla uluslararası futbol kamuoyunda beğeni kazanan A Ulusal Takım, bugün “talihsiz” bir ilki yaşayacak. Fatih Terim’in istifasının ardından bugüne dek geçen dört aylık sürede Ay-Yıldızlı ekip için hiçbir çalıştırıcıyla anlaşamayan Türkiye Futbol Federasyonu, Euro 2012 Futbol Şampiyonası kura çekiminde Türkiye’yi teknik direktörsüz temsil edecek.

Evet öyle de oldu. Federasyon geçen dört aylık sürede takımının başına bir antrenör getirmekte aciz kalınca Türkiye, Euro 2012 kurasına katılan 53 ülke arasında antrenörsüz tek ülke oldu.

Soralım: Ulusal Takım bu durumuyla hangi başarıya aday olacak?