Sorumlu Kim ? Kaynak : 01.03.1983 - Yapı Dergisi - 49 | Yazdır

Kentleşme olgusu sürüp gittikçe kentlerimiz kasabalaşmaya devam ediyor. Beş milyonluk bir İstanbul’u düşününüz: beş milyonluk bir metropolün taşıması gereken özelliklerden hangisine sahiptir?
İstanbul’un yüzyıllar boyunca birikmiş kültürel ve ekonomik varlığı kentin
sağlıklı bir şekilde büyümesine ne yazık ki yetmedi. Kentleşme ile birlikte İstanbul’a gelenler, kendi kültürel ve ekonomik yapılarını getirdiler ve bu yapı yoğunlaşarak İstanbul’a egemen oldu. Böylece diyebiliriz ki bugün İstanbul bir büyük kent, bir metropol değil, olsa olsa devasa bir kasabadır.
Pek çok kimse bugün bu olgudaki gerçeği kavrayamıyor ve İstanbul’un perişan halini mimarların sırtına yükleyerek işin içinden kolayca sıyrılmaya çalışıyor.
Sanki yığınları İstanbul’a mimarlar getirmiş, beş altı katlı gecekonduları mimarlar yapmış, arsa spekülasyonunu mimarlar körüklemiş gibi.
Mimarlar yalnızca planlı uygulamadan sorumlu tutulabileceklerine göre olanak bulunsaydı da İstanbul’da bir yapı sayımı yapılabilseydi ve görülseydi : gecekondu sayısı nedir? Kaçak yapılar ne kadardır? Ruhsatlı yapıların tüm yapılara oranı nedir? Halkının yarısından çoğu gecekondularla kaçak yapılarda yaşayan bir kentte mimarın ve mimarinin sözü mü olur?
Türkiye’nin 20. yüzyılın ikinci yarısındaki ekonomik ve sosyal durumunun sorumlusu kim ise kentlerimizin vardığı acıklı durumun sorumlusu da o’dur.
1950-80 arasında ekonomik ve politik baskılar kargaşasında plan yapılması mümkün olamamıştır. Daha doğrusu “plan gibi plan” yapılamamış; yukarıda sıralanan baskılarla politik ve ekonomik güçlerin istekleri doğrultusunda, gerçekte plan niteliği taşımayan bir planlar bolluğunun içine düşülmüştür.
Bu kargaşa da mimarın sorumluluğu, öteki ilgililerinkinden ne daha az, ne daha çoktur.
Böylece, kargaşa ortamı planlı ya da plansız uygulamalarla kentlerimizi bugünkü perişan durumlarına getirmiştir.
Devlet çarkının zayıfladığı dönemlerde ekonomi daha çok bunalıma girmiş, ekonominin her bunalıma girişinde de devlet otoritesi büsbütün zayıflamıştır.
Bu dönemler spekülasyonun alabildiğine azdığı, gecekonduların ve kaçak yapıların akılalmaz bir şekilde türediği dönemlerdir. Bu dönemlerde yasalar, yönetmelikler, kısıtlamalar, yasaklamalar yalnızca kurallara saygılı davranan kişiler için geçerli olmuştur. Gecekondularla kaçak yapıları hiçbir güç önleyememiş,

uygulamaları tapular ve af kararları izlemiştir. Gecekondu, artık başlangıçtaki masum anlamını tümüyle yitirmiş ve spekülasyonun bir aracı olmuştur. Gecekondu, eskiden büyük kentlerin dışında, genellikle kamu arsaları üzerine çarçabuk, basit malzeme ile yapılan evleri kapsarken son yıllarda kentin ortasında belediyelerin gözü önünde yükselen yapılar haline gelmiştir.
Örneğin Boğaz yolunun İstinye bölümünde on yıl önce bir tek gecekondu yokken, bugün çok katlı yapılardan oluşan kocaman, sağlıksız bir mahalle türemiştir. Burada Belediye kendi arsalarını dahi koruyamamış, yasalara, kararlara, kısaca her şeye aykırı bu tür uygulamaları engelleyememiştir.
Bu beş altı katlı yapılara gecekondu denemez; bunlara artık başka bir ad aramalıyız. Daha doğrusu bunları affedip tapuyla ödüllendireceğimize geçerli, yararlı başka yollar bulmalıyız.
Büyük kentlerde aslında yetersiz olan planlar ve plan kararları, hisseli tapulu, ruhsatsız, zorba uygulamaların yanında geçerliliğini tümüyle yitirmiştir. Bir bölge için alınan ve bir süre için ruhsat vermeyi durduran kararlar ya da imar affı söylentileri, kaçak yapıları hızlandırmaktan öteye geçememiştir.
Şimdi kaçak yapıları bir kez daha affettik. Her af gibi çaresizlikten doğmuş olan bir imar affı belki bazı yaraları sarmaya yarayabilir ama iyileştirmesi kesinlikle söz konusu olamaz.
Hemen tümüyle durmuş olan bir inşaat sektörüyle birlikte yavaşlamış görünen arsa spekülasyonu sektörün canlanmasıyla yeniden çok büyük boyutlara ulaşacaktır. Bu canavara bir kez daha yenik düşmemek için bugünleri iyi kullanmalı ve önlemlerini şimdiden almalıyız.
Kentlerimizi daha da kötüye gitmekten kurtarmak istiyorsak dikkatlerimizi ve kararlarımızı büyük bir ciddiyetle “kent toprağı” sorunu üzerinde yoğunlaştırmak zorunda olduğumuzu bilmeliyiz.

WHO IS RESPONSIBLE?
In Turkey, due to economical stress and speculative pressure caused by post 1950 urbanization and rapid growth of population, no proper zoning plan was made and even if it had been it could not have been applied.
As o result, cities, petrified by illegal buildings appeared. Hasol, in his article touches on the point that the zoning amnesty legalized recently will not be a sufficient solution. He then draws attention to the fact that a solution should be found for the root of the “urban land” problem.