Soykırım Nedir, Ne Değildir? Kaynak : 03.02.2014 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır
Doğu Perinçek, İsviçre’ye karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açtığı davayı kazandı. Bu karar Perinçek kadar, hattâ daha da çok Türkiye’yi sevindirmeli. Davanın konusu neydi? Önce onu anımsayalım. 
İsviçre devleti, çıkardığı bir yasayla, Türkiye’yi kendince mahkûm etmişti. Yasa, Osmanlı devletinin 1915 yılında tebası olan Ermenilere soykırım uyguladığını kabul ediyor ve bugün bunu inkâr ve ifade edenleri cezalandırıyordu. Temelde en az iki bakımdan sakat bir yasaydı bu. 
Birincisi, 1915 tehcir (sürgün) olaylarının soykırım sayılıp sayılmayacağı kararı İsviçre’nin ya da başka bir ülkenin takdirine kalmış değildi. Soykırım (genocide) olgusunun Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş bir tanımı vardı. Bir olayın soykırım sayılabilmesi, o karara göre ancak yetkili bir mahkeme tarafından saptanmalıydı. 
Genocide (soykırım) sözcüğü 1944 yılında ABD’deki Duke Üniversitesi’nden Prof. Raphael Lemkin tarafından ortaya atılmıştı. “Geno” Yunanca genos’tan alınmıştı ve ırk anlamına geliyordu; “cide” ise Latince’de öldürme anlamına gelen cedere’den. Kavram iki yıl sonra Nürnberg yargılamalarında, daha sonra da 1948’de Birleşmiş Milletlerce kabul edilecekti. Genocide (soykırım) şöyle tanımlanıyordu: “Bir etnik grubun bireylerinin imhası ve siyasal, sosyal, kültürel, dilsel ve dinsel kurumlarının parçalanması yoluyla metotlu tahribi…” Bu tanıma uymayan olayların soykırım sayılması, kimsenin keyfi takdirine bırakılmış değildir. 
İsviçre yasasının ikinci sakatlığı da şuydu: İnsanların herhangi bir konuda görüşlerini açıklamaları, “düşünce ve ifade özgürlüğü” olarak tanımlanan bir temel insan hakkıydı. 
Özetlersek, İsviçre iki bakımdan da haksız konumdaydı: 1915 olaylarını soykırım olarak ilan ederken de… O fikri kabul etmeyenleri suçlayıp cezalandırmak isterken de…
Anımsanacağı gibi Fransa da bir süre önce böyle bir yasa çıkarmaya yeltenmiş, ancak süreç Anayasa Konseyi’nin, Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç sayan yasayı iptal etmesiyle tıkanmıştı. İspanya’da da meclis dışişleri komisyonu benzer bir girişimi reddetmişti.  
İsviçre’nin yasasına karşı T.C. devlet olarak gerekli tepkiyi göstermedi. Buna karşılık yürekli bir tepki, İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’ten geldi: 2005’te İsviçre’ye gitti ve orada düzenlenen konferanslarda yasayı delen türden açıklamalar yaptı ve soykırım iddialarını “uluslararası yalan” olarak
nitelendirdi. Lozan mahkemesi bu çıkışı yasaya aykırı bularak Perinçek aleyhine dava açtı ve kendisini “ırkçı ayrımcılık”tan suçlu buldu. Neyse ki biraz basiretli davranıp yabancı bir ülkenin bir parti başkanını tutuklama yoluna gitmedi. Dava 2007’de Lozan Mahkemesinde görüldü; Perinçek, mahkemeye konuya ilişkin Rus ve Ermeni belgelerini de içeren mükemmel bir dosya sunmuştu. Buna karşın mahkeme, Perinçek’i İsviçre’nin soykırımı inkâr yasasına göre 90 gün hapis cezasına çarptırdı. Ceza paraya çevrildi, iki yıl için tecil edildi, sonra da Temyiz Mahkemesi’nce onaylandı.    
Perinçek durmadı… Konuyu 2008’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne taşıdı. Mahkeme 2013’ün son günlerinde, Perinçek’i haklı buldu ve özgürlükler ülkesi(!) İsviçre’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki ifade özgürlüğü maddesine aykırı davranışı nedeniyle mahkûm etti. Bir yandan da 1915 olaylarının hukuki açıdan “soykırım” tanımına uymadığını belirtmiş oldu. 
AİHM kararı ülkemiz açısından son derece önemli. Ne var ki, kararın önemi, ülkedeki iç ve dış kavgalar nedeniyle yeterince değerlendirilemedi; yeterince sevinemedik bile… Bu karar,  zaman zaman, Türkiye’yi, Ermeni soykırımı konusunda yasa çıkarmakla tehdit eden, kimi ikiyüzlü Batı ülkelerinin o silahını ellerinden almış bulunuyor. Artık hiçbir ülke Türkiye’yi soykırım yapmış olmakla suçlayamaz. Soykırımı inkâr etmekle ise hiç suçlayamaz. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın ülkemizi ziyareti sırasındaki sözleri ülkesinin iç kamuoyuna yönelik popülist bir yaklaşım olarak algılanmalıdır.
Görüldüğü gibi, uluslararası kararlar ve insan hakları -hukuk işlediği sürece-  kimi kurumların ya da ülkelerin insaf ve takdirine bırakılmış durumda değil. 
Önümüzdeki yıl 1915 olaylarının yüzüncü yıldönümü oluyor. Dolayısıyla, istismara açık bu konu çeşitli çevrelerce çok fazla işlenecektir. Amacım, 1915’teki Ermeni tehciri olayının niteliğini, soykırım sayılıp sayılamayacağını burada tartışmak değil. Bu, benim işim de değil zaten, konu ilgili tarihçilerin özgür tartışma alanı… Hukuki sonuç ise AİHM kararıyla belirlenmiş oldu. 
Yalnız şunu belirtmekte yarar var: Perinçek’in bu girişimi sürerken T.C. Dışişleri Bakanlığı büyük dünya meseleleriyle, komşulardaki BOP süreciyle çok meşguldü. Girişimi desteklemedi, hattâ belki de girişimden hoşlanmadı bile… Hiç değilse, şimdi Doğu Perinçek’e kocaman bir teşekkür borçlu olduğunu anlamış olmalı.