Spor Yazarlığı Kaynak : 14.11.2000 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Geçenlerde bir TV kanalı kimi spor yazarlarını bir araya getirmişti. Tartışma konusu spor medyasının, spor yazarlarının sorunlarıydı. Program, bir spor yazarının, mesleğin işgal altında olduğundan yakınmasıyla başladı ve öyle de sürüp gitti. Söylenene göre, “meslek” yani spor basını eski sporcu-yeni gazetecilerin işgali altındaydı. Bu kişiler çoğu kez yazmayı dahi bilmiyorlardı; yazıları onların adına başkaları yazıyordu. Ama eski ünleriyle başköşeyi tutabiliyorlardı.

Konuşmaların ağırlık noktasını hep bu yakınmalar oluşturuyordu ki, Ali Şen programa telefonla katıldı ve asıl işgal o zaman başladı, ama nedense kimse bundan yakınmadı. Program birden renkleniverdi (!) ve Şen’in katkılarıyla uzayıp gitti. Ali Şen spor yazarlarına mesleklerinin inceliklerini anlattı; onlar da kendisine hak verdiler ve Şen’le ilişkili anılarını keyifle dile getirdiler. Anılardan biri çok ilginçti : “Spor yazarı o tarihlerde Ali Şen’le daha tanışmamış. Doğal ki, Şen de kendisini tanımıyor. Yazar Bodrum’da bulunduğu sırada bir arkadaşının öne düşmesiyle Ali Şen’i ziyarete gitmiş. Şen, gelenleri o babacan tavrıyla sımsıcak karşılamış, hiç tanımadığı gazeteciye adıyla hitap etmiş boynuna sarılarak öpmüş”. Yazar bunu övünçle anlatıyordu. İşte, anı dediğiniz böyle olur.

Ali Şen her konudaki bilinen iddiasını o programda da sürdürüyordu: Spor çevrelerinde de bilgi eksikti. Aslında buna karşı önlem hazırdı. Televizyonda bir bilgi yarışması düzenlenirdi.
Gazetecilerin, sporcuların, kulüp yöneticilerinin katılacakları programda futbol sahasının, kalenin, topun boyutları türünden sorular sorulurdu. Bilenle bilmeyen ortaya çıkardı. Herkes Ali Şen’i huşu içinde dinlerken yalnızca Ahmet Kurt itiraz etti : “Eski bir basketbolcu, şimdi de bir
basketbol yazarı olarak, basket topunun ya da çemberin büyüklüğünü bilip bilmemem neyi değiştirir ki ?” diyordu.

Daha sonra Şen’in, Ahmet Kurt’u Fenerbahçe’den tanımadığı ortaya çıktı. Oysa Kurt, Şen’in başkanlığı döneminde Fenerbahçe’nin basketbolcusuydu.

Ben şimdiye değin, gazetelerde öteki yazarlar kadar -hem de beğeniyle – okunduklarına inandığım spor yazarlarının yaptıkları işle gururlandıklarını sanırdım. Şaştım doğrusu.. Nedir bu eziklik ?

Ben Sporcunun Yobazını da Severim !

Sidney Olimpiyatlarında derece kazanmış sporcularımızın kendisini ziyaretleri sırasında Başbakan Bülent Ecevit : “Biz sporcuların ideolojilerine değil, güçlerine, başarılarına bakarız” demiş. Bu sözleri 7 Kasım akşamı TV haberlerinde kendi ağzından duymasaydım belki de inanamazdım.

Olayı anımsayacaksınız. Kimi sporcular Sidney’de mindere çıkarken ay-yıldızlı mayo yerine başka mayo giymişlerdi; söylentilere göre de ay-yıldızlı mayoyu giymek istememişlerdi. Daha sonra, özellikle kimi güreş kulüplerindeki tarikat bağlantıları gündeme gelmiş, tartışma konusu olmuştu. Şimdi Başbakan “Biz sporcuların ideolojilerine bakmayız” diyordu. Hangi ideoloji ? Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi, arması ay-yıldızı reddetmek hangi ideolojiyle bağdaşır ? Bunun ideolojiyle ne ilgisi var ?

Böylece, 21. Yüzyıl başında Türkçeye yeni bir özdeyiş kazandırdığımızı söyleyebilir miyiz acaba: “Ben Sporcunun Yobazını da Severim”.