Tencere Dibin Kara.. Kaynak : 01.02.2000 - Yapı Dergisi - 219 | Yazdır

Türkiye’de herkes çevrecidir, ama yalnızca kendisi için. Çevrenin, kendi çıkarlarını koruyacak şekilde korunmasından yanadır, ama kendisi çevreye müdahalede özgürdür. Kaçak yapılaşmaya karşıdır, ama kendi kaçakları, kaçamakları bunun dışındadır. Kaldırım işgaline karşıdır ama, kendi otomobilini kaldırım üzerine bırakma özgürlüğü vardır. Ağaçları sever, ağaç kesilmesine karşıdır ama, manzarasını örten bir ağacı kendisi kesebilir.

Kadir Çelik’in hazırladığı “Objektif” adlı canlı TV programı üzerine kıyamet koptu, programda söylenenler ve gelişen olaylar çeşitli çevrelerce bir “rezalet” olarak nitelendirildi.

Bir programın rezalet düzeyinde olması, yararlarını ortadan kaldırmıyor. Aslında, Türkiye’de yaşanan imar ve medya terörü oyununu sahneye çok iyi koyan bir yapımdı bu. Oyunun bütün aktörleri sahnedeydiler o akşam: Medyanın gücünün kişisel hırslara alet edilmesinin ilginç bir örneği sergilendi. İmar terörü, kaçak yapılaşma, örnekleriyle ortaya kondu.

Topkapı Sarayı’nın sahil köşklerinden biri olarak Sultan İbrahim’in emir ve fermanıyla yapılmış Sepetçiler Kasrı’nın sonuncu restorasyonu sırasında bir eski belediye başkanı eliyle, ilke ve kurallara aykırı olarak yapılanlar dile getiriliyordu görünüşte. Koruma Kurulundan gerekli izinler alınmamış, restorasyon kurallara aykırı olarak yapılırken, tarihî yapıya ruhsatsız (yani kaçak) yeni binalar eklenmişti. Arkeolojik sit niteliğindeki yerde izinsiz kazılar yapılmıştı.

Aslında öykü daha eskilere dayanıyordu. Sepetçiler Kasrı on yıl kadar önce Tanıtma Vakfı finansmanıyla restore edilmiş, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından açılışı yapılarak Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştı. Daha sonra Eminönü Hizmet Vakfı devreye girmiş, Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılmakta olan Sepetçiler Kasrı’nı Hazine’den kiralamıştı. Amacı burayı turizm amaçlı, gelir getirici tesislerle işletmekti.

Anlatıldığına göre, kiralama işleminden sonra sıra, benzeri her olayda görüldüğü gibi, kullanılabilir metre karelerin artırılmasına gelmiş. Bu amaçla, 1’nci dereceden tescilli olması nedeniyle dokunulmaması gereken yapıya eklemeler yapılmış, bahçesine de sözde eski eserler niteliğinde yeni yapılar eklenmiş. Bunlarla da yetinilmemiş, sıra yerin altının kullanılmasına gelmiş, burada inşa edilecek yapılar için büyük bir kazı yapılmış. “Burası arkeolojik sit kapsamındaymış.. Kazı için özel izin alınması zorunlu imiş..” Varsın olsun. İşbitirici kişiler için bunlar önemli değildir (!). Amaç daha çok “para”dır. Amaca varmak için -bu anlayışa göre- her yol geçerlidir.

Vakfın kurucusu, eski Eminönü Belediye Başkanı Dr. Ahmet Çetinsaya “Yapmışsam ne olmuş? Ne yaptımsa devlet için yaptım. Devlete ait gayrimenkul değer kazandı. Devletin menfaati için yapılanlar hoşgörüyle karşılanır” diyordu. Tıpkı “Vurduksa devlet için vurduk” diyen son zamanların çete mensupları gibi.. Zaten yapıların yeni açılışını da İstanbul Valisi yapmış, Çetinsaya’ya aferin plaketi vermiş. Çetinsaya tezini güçlendirmek için, İstanbul Belediye Sarayı, İSKİ binası, Defterdarlık binası gibi kaçak eklemeleri olan kamu yapılarından fotoğraflı örnekler sunuyordu. Kendisini haklı kılmasa da saptamaları doğruydu.

Kamu yapıları arasında kaçak eklentileri olanlar ya da tümüyle kaçak olanlar vardı. Hattâ, ayrıcalıklı kimi kurum ya da kişilere ilişkin yapıların kaçak oluşları da gözardı edilebiliyor, hattâ devletli büyüklerimiz bunların temel atma ya da açılış törenlerine gönül huzuru ile katılabiliyorlardı. Çetinsaya’nın listesine Kalender Orduevi’nin yeni yapısı, Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak kullanılan Hüber Köşküne eklenen yapılar, orman alanlarında gelişen vakıf üniversiteleri ve şu anda İran Başkonsolosluğu’nda yapılmakta olanlar eklenebilirdi pekalâ. Ve Kadir Çelik’e soruyordu Çetinsaya : “Ya senin yaptıkların? Beykoz’da üç katlı olması gereken evini, kaçak katlar ekleyerek beş katlı hale nasıl getirdin ?”. Savını villanın fotoğraflarıyla destekliyordu. Kadir Çelik en güzel savunma hücumdur ilkesiyle yükleniyordu : “Eminönü’nde yıkmadığın kaçak yapılardan Eminönü Hizmet Vakfına ne kadar para aldın?”  Tam burada başka bir aktör oyuna telefonla katılıyor: Beykoz Acarkent’teki 1452 villanın müteahhidi Acarlar Şirketinden İsmet Acar, yasallığı tartışılan villayı Çelik’e satan kişi.. Villaların yer aldığı özel orman alanı Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde projelendirilerek yapılaşmaya açılmış. Acar, villalar yapılırken yasalara ne denli saygıyla uyulduğunu anlatmaya çalışıyor. “Beykoz’un sit ilan edildiği 1995 yılından önce alınmış ruhsatla o evi biz yaptık, herşeyi yasaldır, yüzme havuzu da Fransız’dır ” diyor (Havuz Fransızsa zaten sorun kalmıyor(!)). Çetinsaya’ya, hiç gereği yokken bunları gündeme getirdiği için sitem ediyor.

Çetinsaya ve Çelik sinirlendikçe kadim kişisel ilişkilerini de gündeme getiriyorlar. Anlaşılıyor ki eskiye dayalı dostlukları varmış, sonra aralarına karakedi girmiş. Bunlar da oyunun bir parçası. İlişkiler bozuldukça hataların didiklenmesi, ortaya konması, bunun için de TV silahından yararlanılması düşünülmüş. Medyanın bozuk düzeni zaten bu olanağı vermiyor mu? Tartışma karşılıklı suçlamalar ve hakaretlerle uzayıp gidiyor.

Programa başka bir aktör olarak, ilgili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun başkanı Prof. Özer Erenman da çağrılmış. Başkan hiç konuşmuyor, nutku tutulmuş.. Düzeysiz tartışma ve suçlamalarla sürüp giden sövgülü, saygısız programdan, “ne haliniz varsa görün” deyip çekilemiyor. Birşeyler söylemeye çabalıyor atışmalar arasında: “Gerekli izin alınmamış. Oysa kamu yapıları için de yasal izin alması gerekirmiş. Sepetçiler Kasrı’nda yapılanları Koruma Kurulu üyeleri görmemişler. Görseler de zaten ellerinde herhangi bir yaptırım olanağı yokmuş”.. Böylece, bu kurulun yetkinlik durumunu, çaresizliğini öğrenmiş oluyoruz. Bir kurul başkanının niçin bu kadar silindiğini anlamak güç.. Konuşsaydı acaba, Çetinsaya, Çelik’in villası konusunda olduğu gibi, başkanın öğretim üyesi olduğu üniversitenin yapılarıyla eklerini de fotoğraflarla ekrana getirir, yenilenirken bozulan sultan saraylarının hesabını sorar mıydı?

Ülkede anarşi varsa, medyada da olacaktır, imarda da. Amacım burada kişileri eleştirmek ya da suçlamak değil. Onlar yukarıda da belirttiğim gibi, kuralları yozlaştırılmış kötü bir oyunun aktörleri.. Hepimiz öyleyiz.. Sonuç: Tencere dibin kara örneği, hepimizin dibi kara.. Daha çok da,

* Medyayı kendi amaçları, çıkarları doğrultusunda kullananların,
* Tarihimizi yap-işlet-devret yoluyla özel kişilere aktaranların, bu yoldan tarihi yağmaya kurban edenlerin,
* Kârını “en çok”a çıkarmak için yapıtları büyütmek uğruna bozan, tahrip eden kişilerin (Binbirdirek Sarnıcı, Kız Kulesi, Sepetçiler Kasrı’nın benzer örnekleridir),
* Daha çok metre kare tutkusu uğruna kaçak’a sığınanların,
* Kendi yapıları için bilimsel kuralları, yasaları hiçe sayan -üniversiteler dahil- kamu kurumlarının,
* Tarih, doğa yağmasını ve Kaçak’ı önlemeyen, hattâ kimi zaman ona arka çıkan karar organlarının, politikacıların, valiliklerin, belediyelerin, ilgili öteki kamu kurumlarının,
kısacası hepimizin dibi kara..