| Tesislerin Düşündürdüğü |
Kaynak :
29.01.2004 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray’ın Florya dışında tesisi kalmadı. Ada yap-işlet yöntemiyle kiraya verildi, ama tesisler yenilenemiyor; Kalamış’taki tesisler de yıkıldı, parasal nedenler yüzünden yapılamıyor. Ali Sami Yen Stadı’nın serüvenini ise artık herkes biliyor. Buna karşılık Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta tesisleşme doludizgin sürüyor. Fenerbahçe, stadını bölüm bölüm yeniledi. Ne var ki seyirci sayısını ölçü dışı artırarak… Bu nedenle her maç günü aşırı trafik bütün Kadıköy’ü rahatsız ediyor… Üstelik, stadın yapım ruhsatı yok. Yapım ruhsatı olmayınca kullanma izni olur mu ? Doğal ki o da yok. Geçen hafta Fenerbahçe’nin yenilenen sosyal tesisleri görkemli bir törenle açıldı. Bu tesislerin de yapım ruhsatı yoktu ama, açılışta kurdeleyi kesenler arasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna vardı. Galatasaray varsın Ali Sami Yen Stadı’nın ruhsat işleriyle uğraşsın, bunun için büyük harçlar ödesin. Fenerbahçe yöneticileri inşaat yapmayı bildikleri gibi bu işleri nasıl yapacaklarını da iyi biliyorlar. İmara, ruhsata ne hacet ? Beşiktaş da tesisleşmeyi sürdürüyor. BJK Plaza bu işin ilk adımı oldu. Ardından Nevzat Demir Tesisleri yapıldı. Şimdi sıra İnönü Stadı açık tribünlerinin örtülmesine geldi. Eskiden Gazhane tarafı diye, şimdilerde ise kongre vadisi olarak anılan doğrultudaki açık tribünün üzeri, çelik bir konstrüksiyon ve esnek bir örtüyle kapatılmakta. Bunun için ilgili belediyeden, koruma kurulundan izin alındığını hiç sanmıyorum. Yapım bitmek üzere… Beşiktaş, ayrıca Fulya tesislerinin yerine gökdelenler dikmek için mevcut imar planlarında değişiklik yaptırmak istiyor; tıpkı tarihi Akaretler yerleşmesinin ortasına diktiği, İstanbul siluetini kötü |
etkileyen yüksek yoğunluklu plazalardaki gibi…
Niyetim kulüplerle uğraşmak filan değil… Galatasaray’ın hakkının yendiğini söylemek de değil. Böyle bir derdim yok. Galatasaray, Kuruçeşme Adasına ilişkin isteklerini yapılaşma yoğunluğu bakımından abartmasaydı, aynı koruma şemsiyesi altına o da girebilirdi. Aslında Türkiye’de korunup kollananlar yalnızca spor kulüpleri değil ki… Genelde, ülkedeki ilkesizlikleri dile getirmek istiyorum. Siyasetçiler, belediyeciler oy uğruna ya da başka nedenlerle göz yummasalar bunca gecekondu, bunca kaçak yapı nasıl yapılırdı? Kentlerdeki yeşil alanların gökdelenlere dönüştürülmesi de öyle… Yalnızca İstanbul’da var olan 1 milyon yapıdan 600 bininin kaçak veya gecekondu olduğu belediye yetkililerince bildiriliyor. Şimdi yerel seçimler yaklaşıyor; olacakları hep birlikte göreceğiz. Toplumsal kültürümüzde, yağmanın ve işbitiriciliğin azımsanamayacak bir yeri var: “At binenin, kılıç kuşananın”… “Gemisini kurtaran kaptan”… Yakın tarihimizin toplumcu anlayışa dayalı sloganı “toprak işleyenin, su kullananın” bile “toprak gecekondunun; su, su havzalarını işgal edenlerin” şeklinde gerçekleşti. Bugünkü iktidar, ormanları da orman alanlarını işgal edenlere vermeye çabalıyor. Ayrıca, bir mimar olarak deneyimlerimle biliyorum ki bu ülkede kaçak yapım serbest, yasal yapım, karşısına çıkarılan engellerle neredeyse yasak hale getirilmiştir. Söylemek istediğim kısaca şu : Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu söyleyip dururuz. Bir hukuk devletinin ilkeleri, kuralları vardır; bunlar uygulandığı sürece ancak hukuk devletinden söz edilebilir. |

