|
İNŞAAT YAN SANAYİİ:
Türkiye’de inşaat yan sanayii, en çok gelişmiş olan sanayi kollarından biridir. Ancak, aynı şeyi inşaat sanayii için söyleyemeyeceğiz. Türkiye’de bir “inşaat sanayii”nin varlığından söz etmek bile bugün için mümkün değildir. Zira yapıda sanayileşme yapıda makineleşmeyi ve yapıyı rasyonel hale getirmeyi gerektirir. Bu her iki unsur da bizde yapıya ciddi bir şekilde girmiş değildir. Son zamanlarda birkaç yerde örneklerini gördüğümüz münferit prefabrikasyon uygulamaları ancak başlangıç kıpırdanmaları olarak kabul edilebilir. Bugün yurdumuzda kaliteli birçok yapı malzemesi vardır ve yeni malzemeler ihtiyacın zorlamasına paralel olarak her gün artan bir tempo ile çoğalmaktadır. Ancak, yapıların bu malzemeler kadar kaliteli olduğunu söylemek mümkün müdür? Elbette değil… En iyi yapı malzemeleri, bilgisiz ellerde israf olup gitmekte, sonuç hiç de başarılı olmamaktadır. Kısa bir süre öncesine kadar bir çoğunu ithal etmek zorunda kaldığımız bu malzemelerden bazıları artık ihraç edilmektedir. Çok iyi bilindiği gibi, makine kiremidinin halk arasındaki adı Marsilya kiremididir. Gerçekten, İstanbul’daki yapıların pek çoğunda Fransa’dan gelmiş, üzerinde Fransızca yazılar bulunan kiremitlere hala rastlıyoruz. Bugün ise Türkiye’de kullanılan inşaat yan sanayii mamullerinin % 100’ü yerli malıdır ve bunların kalitesi Batı standartlarının altında değildir. Alınan yol bir bakıma sevindiricidir. A.B.D.’ne ve Çekoslovakya’ya fayans, İngiltere’ye cam mozaik, Almanya’ya çelik boru, A.B.D.’ne cam, Fransa’ya radyatör, Yunanistan’a ahşap parke, yine A.B.D. ve İsrail’e çimento ihraç etmiş bulunuyoruz. Türkiye’nin 1972 deki çimento ihracatı 1,5 milyon tondur. Bunlar yalnızca duyduklarımız ve hatırladıklarımızdır. Yapı malzemesi ihracatımız özellikle Orta Doğu’da hızla gelişme istidadı gösteriyor. 1971 Uluslararası Bağdat Fuarında Türkiye’ye tahsis edilen kotaların % 40’ı, 1972 yılında ise % 60’ı yapı malzemesi ve donatımına aittir. Bu rakamlar, Türk Yapı malzemesinin dış pazarlara girme olanaklarını açıkça göstermektedir. Burada yalnız, bir noktaya değinmeden geçemeyeceğiz. Dış pazarlara açılmak hiç şüphesiz, istek, bilgi ve rekabet işidir. Türkiye’de Yapı malzemesi üreten birçok firma iç pazardaki karından memnun olduğu için dış pazarlara açılmayı gereksiz bulmakta; bazıları bilgi eksikliğinden, nakliye güçlüğünden, bazıları da maliyetlerinin çok yüksek oluşundan ve istikrarlı hammadde temin edememekten dolayı ihracat olanakları bulamamaktadır. Nitekim ihraç edilme şansına sahip pek çok yapı malzememiz, vergi iadesine, hatta devalüasyonlara rağmen fiat yüksekliğinden dolayı dış pazarda diğer ülke malları ile rekabet edememektedir. Bu da gösteriyor ki, fabrikalarımızın kuruluş ve üretim maliyetlerini iç pazarın çok zaman rekabetsiz ortamı yerine, dış pazarın ciddi rekabet ortamına göre ayarlamaları zorunlu olmaktadır. Yapı malzemesindeki başarılı gelişmeye karşılık, yapı üretimimiz yerinde saymaktadır. Sağlam, kaliteli, ekonomik yapılar inşa edemediğimizi itiraf etmek zorundayız.
YAPILARIMIZ NE DURUMDA? “Türkiye’de yapılar sağlam mıdır, değil midir” tartışması geçtiğimiz ayların konusu oldu. Yapılarımız çürük olmasalar bile en azından, kalitesiz ve gayri iktisadidir. Yapım tempomuz zaman ve maliyet zorlamalarına cevap verecek nitelikte değildir. Sağlam olmayış, strüktür malzemesinin bazen eksik, çoğu zaman da bilgisizce kullanılmasından ileri gelmektedir. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odasının bir süre önce kamuoyuna açıkladığı araştırma sonuçları -kendilerince yapılan yorum abartmalı |
|
da olsa- bunu kesinlikle ortaya koyuyor. 1967 yılında Adapazarı civarını sarsan ve büyük tahribata yol açan depremden sonra Mimarlar Odası adına yerinde yaptığımız incelemelerde, kagir yığma yapılarla eski ahşap yapıların ayakta kaldıklarını, buna karşılık çok daha emniyetli olması gereken pek çok betonarme yapının yerle bir olduğunu gördük. Bu örnekler, betonarmenin mühendis ve mimar denetiminden uzak, bllgisizce uygulanmasından ileri geliyordu. Oysaki halkın geleneksel yapım tarzları ile kendi kendine yaptığı binalar, yıllardan beri edinilmiş tecrübenin ışığı altında daha sağlam olabiliyordu. Türkiye’nin yatırımlarının % 60-70’ini inşaat yatırımlarının meydana getirdiği ve inşaatın diğer bütün sektörlerin yatırımları ile ilgili olduğu ve böylece bu alandaki sorunların bütün sektörlerin gelişmesini etkilediği düşünülürse konunun önemi derhal ortaya çıkar. Yapı sanayiinin desteği olmadan iktisadi ve sosyal amaçlara varılamayacağı açıktır. Oysa, 1970 yılı Kalkınma Programında da belirtildiği gibi, -bina yapımında, kamu kesimindeki yapımcı kuruluşlar yönünden dağınıklık bugün bile devam etmektedir- (1). Yine 1970 Programında yapı maliyetlerini düşürücü inşaat malzemesi tipleri ve inşaat sistemleri araştırması, Bayındırlık ve İmar ve İskan Bakanlıkları tarafından birlikte yapılarak bitirilecek ve 1971 yılında uygulamaya konulacaktır- (2) denilmesine rağmen sonuçlar henüz ortada yoktur. Yapı sektörümüz, Osmanlı döneminde bile var olan standart anlayışının bugün maalesef çok uzağındadır (3). Bugün, daha kısa sürelerde, en ekonomik koşullarla, mümkün olan en çok sayıda yapı birimini gerçekleştirmek zorundayız. Yani başka bir deyişle, daha hızlı, daha ucuz inşaat yapmamız gerekiyor. Yerli yapı malzemelerinin birbirleriyle bütünleşmesi henüz tam değildir ve bu bakımdan mevcut malzemeler, inşaatta maliyet, sürat ve kalite kolaylıkları sağlamaktan uzak kalmaktadır.
İŞÇİLİK SORUNU: Türkiye’de kaliteli işçilik azalmıştır. Yurt dışına işçi göçü, vasıflı inşaat işçiliğini hemen hemen yok etmiştir. Buna karşılık yapı ihtiyacı giderek artmaktadır. Öte yandan inşaat işçiliğinin, halen yürürlükte olan geleneksel uygulama düzeninde mevsimlik iş kollarından biri halinde olması işçilerin kararlı çalışmalarını önlemektedir. İşçinin bir mevsim inşaatta, başka bir mevsim tarlada, daha sonra başka bir işyerinde çalışması inşaatçılıktaki tecrübe birikimini, dolayısıyla malzemenin doğru ve randımanlı kullanılmasını engellemektedir.
SONUÇ: Görülüyor ki, inşaat sanayii, kendisine ayak uydurması gereken inşaat yan sanayiinin hala çok gerisindedir. Bugün uygulanan geleneksel inşaat sistemleriyle artık, sosyal, gelişmeye paralel olarak, fiat ve zaman zorlamasını karşılamak mümkün olmayacağına göre, gelişme ortamını rahatlıkla bulmuş olan yapı malzemesi sanayiini yapı sanayiine dönüştürmek zorunludur. Bu, geleneksel yapım metotlarının rasyonel hale getirilmesinden tam sanayileşmeye kadar uzanan bir yoldur ve bölgelerin imkan ve ihtiyaçlarına uygun olarak adım adım gerçekleştirilecektir. Bütün bunlar için Devlet desteğiyle yürütülecek geniş kapsamlı araştırmalara ve sonuçlarının uygulanmasına ihtiyaç vardır. Çok gelişmiş bir yapı malzemesi sanayii ile tüm inşaat kesimi arasındaki uyum ancak bu şekilde kurulabilecek, daha kısa sürede, daha çok sayıda, daha ekonomik ve kaliteli yapı ancak böyle gerçekleştirilebilecektir.
(1), (2) İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı – 1970 yılı Programı S. 367. (3) Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. C. E. Arseven _ Türk Sanatı Tarihi S. 752-753.
|