Türkiye’de Kültür Pahalı Kaynak : 01.03.1989 - Yapı Dergisi - 88 | Yazdır

1968 yılında Türkiye’de günlük gazete 25 kuruş. Evet kuruş. Unuttuğumuz bir birim.
Aynı tarihte bir adet beyaz fayans 97’kuruş, bir torba çimento 10 lira, 1 kg inşaat demiri 210 kuruş, plastik boya 11 lira. Bugün fayans 248 lira, çimento 5000, demir 682, plastik boya 4550, bir gazete KDV hariç 455 Lira.
Geçen yirmi yıllık süre içinde kağıt fiyatı 772 kat, gazete tam 1820 kat artarken fayans 256, çimento 500, demir 325, plastik boya 413 kat artmış. Son sekiz yılda ise yapı malzemesi fiyatları ortalama 20 kat artarken gazete fiyatları 45 kat, kağıt fiyatı 35 kat artmış.
Denilebilir ki, kağıtta Devlet desteği kalktığı için fiyatlar bu kadar sıçramıştır.
Son dokuz yıl için hayır. Devlet desteği 24 Ocak 1980 günü kalkmıştır. Karşılaştırmamızda rakamlar subvansiyon sonrası dönemine ilişkindir ve böylece Devlet tekelindeki kağıdın fiyatı Devlet desteğinin kaldırılmasından sonraki dönemde tam 35 kat artmıştır.
Başta gazeteler, herkes bağırıyor “inşaat malzemesi pahalı! İnşaat malzemesi fiyatları enflasyonun önünde gidiyor” diye. Ya kağıt? Ya gazete fiyatları?
Bu örnekler malzeme fiyatlarının ucuzluğunu göstermez doğal olarak ama kağıdın, buna bağlı olarak da basılı yayınların, yanına yaklaşılamayacak kadar pahalı olduğunu herhalde gösterir. Türkiye’de, okumanın, kültürün ne yazık ki herkesin erişemeyeceği bir lüks olduğunu gösterir.
Cumhuriyet’in bildirdiğine göre, bir gazetenin tüm maliyetleri içinde kağıdın payı Batıda yüzde 10, Türkiye’de yüzde 30 imiş. Dolayısıyla kağıt fiyatlarındaki artışlar, paralel artışlar için gazeteleri haklı göstermez, yalnızca bu yüzde 30’luk paydaki artışın açıklanmasına yeter. Kağıttaki artış korkunç ama, acaba gazete maliyetlerindeki öteki artışlar nereden kaynaklanmaktadır? 24 Ocak 1980 günü alınan ünlü ekonomik kararlarla Hükümet kağıttaki devlet desteğini kaldırmış, böylece de gazete kağıdının ton fiyatı 3 kat artarak bir gün içinde 13 bin liradan 40 bin liraya, gazete fiyatları da 5 liradan 10 liraya yükselmiştir. 9 Mart 1982’de kağıdın tonu 98 bin liraya yükseldiği halde 10 liralık gazete fiyatı 24 Ocak 1983’e kadar sabit kalabilmiştir.
Son yıllarda gazete fiyatlarındaki artış giderek hız kazanıyor. Gazetelerdeki baskı tekniği gelişmesinin, sayfa sayısındaki artışların belli bir maliyeti olduğunu gözardı edemeyiz. Daha geri teknikler, daha az renk, daha az sayfa kullanın demek anlamsızdır. Bugünün gazetelerini 1968’inkilerle karşılaştırdığımızda sonuç hiç kuşkusuz bugünkü durumundan yanadır. Ancak, okurun geliri o tarihlerden bu yana hangi düzeyde gelişmiştir? Sanıyorum ki sürekli fiyat artışları, geliri aynı hızda artmayan gazete okurunun nüfusa orantılı olarak artmasını büyük ölçüde engellemiştir.
Yıllardan beri gazete tirajlarının artmadığı biliniyor ve gazeteler birbirlerinden okur kapmak için güçlerinin çok üstündeki televizyon reklamlarıyla, karton dağıtarak, armağanlar vererek, lotarya yaparak kıyasıya bir rekabet sürdürüyorlar.
Rakamlar gösteriyor ki sanayi ürünlerindeki en dikkate değer fiyat artışı yapı malzemelerinde değil, kağıtta ve basın sanayiinde olmuş. Fiyat artışları, ister kağıttaki pahalılıktan olsun, ister başka nedenlerden kaynaklansın gazete tirajlarının neden artmadığını göstermeye yeter de artar sanıyorum.
Özgür düşünce, demokrasi ve kağıt tüketimi arasında oransal bir ilişki olduğu açıktır. Bu nedenle de kağıt fiyatlarındaki bu denli büyük artışın bağışlanabilecek makul bir nedeni olabileceğini sanmıyorum. Ayrıca, son Seka grevi işin tuzu biberi oldu. Grevin kasıtlı olarak uzatıldığını söyleyenler var. Olayın kaynağını derinlemesine bilmiyoruz ama sonuçta bir uzlaşma olduğuna göre, bu uzlaşma büyük yaralar açmaksızın çok daha önce de olabilirdi. İşçiler sıkıntıya, kağıt karaborsaya düşmeden sağduyu egemen olabilseydi gazeteler

ithalatın getirdiği yüklerle darboğaza girmez, zaten çok kısır olan yayıncılığımız sıfıra inmezdi. Kağıttaki bu durumun, yani yüksek fiyat politikası izlenmesinin, Seka grevinin, Hükümet’in basını sindirmek istemesinden kaynaklandığını söyleyenlerin sayısı giderek artıyor. Ancak kağıdı kullananlar yalnızca gazeteler değildir. Ders kitapları, öteki yayınlar..
Bütün bunlar düşünsel yaşamımız için en az gazeteler kadar önemli.. Elinizdeki bu dergide bile kağıdın çok önemli bir payı var. Yaşanan bu darboğazlar kimi yayıncıların havlu atmasına, pek çok yayının el değiştirmesine yol açtı; sonuçta basının sermaye kompozisyonu değişti.
Kıbrıslı ünlü işadamı Asil Nadir, getirdiği yabancı sermayeyle Günaydın ve Tan’dan sonra Güneşi, bunun ardından da Gelişim Yayınlarını satın alarak basında tekelleşme yolunda önemli bir adım atmış oldu. Tekelleşme bildiğimiz kadarıyla Hükümet’in programıyla hiç bağdaşmamaktadır. Ancak bu girişimlerinde Hükümet’in Asil Nadir’e karşı çıktığını duymadık. Basında ve öteki kitle iletişim araçlarındaki tekelleşmenin ekonomiye olduğu kadar çağdaş demokrasiye ve özgür düşünceye de zararlı etkiler yapacak gelişmelerin öğelerini taşıdığı açıktır.
Asil Nadir Grubu yukarıda saydığımız gazetelerin yanı sıra Kocaeli, Sakarya, Yeni Meram, Adana Ekspres, Ulus Ankara gibi yerel gazetelerle Nokta, Ekonomik Panorama, Gelişim Spor, Ekonomik Bülten, Kadınca, Erkekçe, Ev Kadını, Jama, Bando, Emlak, Çocuk, Örgü, Moda, Marie Claire dergilerini de tekeline katmıştır. Hatta Mimarlar Odası’nın, MİMARLIK dergisinin yayını için daha önce Gelişim Grubuyla yaptığı anlaşma hala geçerli ise MİMARLIK’ı da artık Asil Nadir çıkaracaktır. Yıllardan beri iddialı bir çizgide çabalarını sürdüren Mimarlar Odası’nın amaçlarıyla ne denli bir uyuşma içindedir bu girişim? Bu gelişmenin Türk mimarları için nasıl bir talih olduğu düşünülmeye değer.
Sayıları artık bir elin parmaklarını aşmayacak düzeyde kalan öteki günlük gazetelerin de Asil Nadir Grubuna katıldığını bir an için düşünür müsünüz? Asil Nadir Grubu, uygulayabildiği düşük gazete fiyatlarıyla, öteki gazeteleri şimdiden sıkıştırmaya başladı bile.
Böyle bir tam tekelleşme sonucunda düşünce yaşamımız Bab-ı Asil’in güdümüne girmeye mahkum olacaktır.
Radyo-televizyon için kamu tekeline karşı çıkıldığı bir dönemde basındaki tekelleşme, kanımızca Türk demokrasisi ve özgür düşünce ortamı için gerçekten ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Hükümet ne kadar liberal, ne kadar özel girişimci olursa olsun, ekonomiye hala kamu kesimi egemendir. Özel sektörün kullandığı ana girdiler ve anamaddeler, kağıt örneğinde olduğu gibi genelde hala Devlet tekelindedir. Enerji, çimento, demir-çelik, kereste, alüminyum, petrokimya ürünleri gibi girdiler, anamaddeler hep Devlete bağlıdır ve bunların fiyatları hep Devletçe belirlenmekte, hiç bir denetime tabi olmaksızın istenildiği gibi artırılabilmektedir. Hele kağıt… Devlet desteği olmayabilir belki ama, kağıda en yüklü zammı yapmak acaba hangi anlama gelir?
Kağıt fiyatları bundan böyle Batı ülkelerindeki fiyatları izleyecekmiş. Yöneticilerimiz, lüks bir tüketim maddesinden söz eder gibi böyle diyorlar, yani kısaca “parası olan kullansın”. Acaba ücretler de Batı ülkelerindeki ücretleri izleyecek mi? Yoksa fiyatlar Avrupalı, ücretler Türk mü kalacak?
Ne olursa olsun, yapı malzemesi fiyatlarının 20 kat arttığı bir ortamda kağıt fiyatı 35 kat artamaz, artmamalıdır.
Öteki sanayi ürünlerine gelince de, KİT ürünü anamaddelere Hükümet istediği gibi zam yapacak, dilediği zaman para basarak piyasaya sürecek ve sonuçta tüketiciye yansıyan fiyatlar artmayacak.. Nerede görülmüş bu?
Yine de ne alüminyum, ne demir; Türkiye’de son on yıl içinde fiyatı en çok artan şey kağıt ve gazete. Yani zam şampiyonu kağıt, en pahalı şey de kültür.