| Ulusalcılık Ölmedi Ama… |
Kaynak :
26.06.2008 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Ulusal futbol takımımızın 2008 Avrupa Şampiyonası’nda başarılı olması üzerine Internet’te kapsamlı bir araştırma yapılmış. “Tuttuğunuz takımın Avrupa kupası alması ile Milli Takım’ın Avrupa şampiyonluğu arasında tercihiniz ne olur?” sorusuna yüzde 60 oranda “Milli Takım” yanıtı verilmiş. Geçen haftaki yazımda Avrupa Futbol Şampiyonası’nda ve yaşananlardan verdiğim örneklerle, ulusalcılığın ölmediğini, canlılığını koruduğunu vurgulamıştım. Anket de bu görüşü bir ölçüde doğruluyor. Buna karşılık, adı bende saklı bir okuyucum gönderdiği yazıda ulusalcılık ya da yurtseverliğin yalnızca futbol maçlarında kazanılan başarılara endeksli olduğunu belirtiyor, öteki alanlardaki umursamazlıklardan yakınıyordu. Şöyle diyordu: “Ulusalcılık ya da “yurtseverlik” yılda 3-4 futbol maçının ardından sokaklarda korna çalarak dolaşmak ya da bayrak sallayarak bağırmakla sınırlı kalıyorsa, o ülkede yurtseverlik adına başka bir şey yapılmıyorsa…? Küreselleşme, özelleştirme söylemleri ile ülke varlıkları, zenginlikleri birkaç kişi ya da kuruluşa peşkeş çekilirken, halk bunları para karşılığı verdiği oylarla destekliyorsa o ülkede yurtseverliğin varlığından söz edilebilir mi? Özetle, iki kişiden birinin AKP’ye oy verdiği ülkemizde yurtseverlikten değil, sadece “futbolkoliklik”ten söz edebiliriz…” Temelde haklıydı okuyucum. Ancak ben ulusalcılığın ölmediğini söylerken yalnız Türkiye’yi değil, şampiyonaya katılan bütün ülke takımlarının ve izleyicilerinin davranışlarını örnek olarak göstermiştim. Okuyucum Türkiye’nin başka alanlardaki durumunu gözler önüne seriyor. Evet, yaşanan coşkulu olaylar Türkiye’de ulusalcılığın duygusal alanda ölmemiş olduğunu gösteriyor. Pekala, akılcı davranışlarda ve toplumsal uygulamalarda durum nedir? |
- Ülkenin bağımsızlığı yok edilirken, – Ülke borç batağında çırpınırken, – AB kapısında yalvar yakar olurken, – Toprakları; maden ve petrol hakları satılırken, – Ormanları, kültürel ve tarihsel değerleri yok edilirken, – Bankaları, finans kuruluşları, stratejik endüstrisi, medyası yabancıların eline geçerken, – Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün değerleri, kurumları ayaklar altında ezilirken, – Milli eğitim, dini eğitime dönüştürülürken, – Dili yabancı sözcüklerin kuşatmasına uğrarken, – Ata’sına, ordusuna, yargısına dil uzatılırken suskun kalıp tepki vermeyen toplumumuza bakıp olumsuz bir yargıya varmak, umutsuzluğa kapılmak ne kadar doğrudur? 2007’deki Cumhuriyet mitingleri bütün bu olup bitenlere karşı toplumun başkaldırısıydı. Bunu yabana atmamak gerekir. Önceki yazımda da belirttiğim gibi, bizde de ulusalcılık (yurtseverlik) ölmedi, ancak, ülkenin gidişine ve geleceğine ne kadar yansıyor ya da yansıyacak? Sorun burada… Bizimki akılcı değil, duygusal yani kolay bir ulusalcılık. Yalnızca zorda kalınca aklımıza geliyor. Tıpkı Euro 2008’de maçları son anda kazanmamız gibi, ancak dibe vurma olgusuyla son anda anımsanıyor. Bilinçaltında yaşayan ulusalcılığımızı bilinç düzeyinde canlı kılmak gerekmez mi? Bir kez daha belirtelim: “Irkçılık” başka, “ulusalcılık” başka… Aman dikkat! |

