Üniversitelerimiz Çıkmazda Kaynak : 01.03.1996 - Yapı Dergisi - 172 | Yazdır

Geçenlerde bir toplantıda, üniversitelere bütçeden ayırdığımız pay rakamlarla verildi. Verilen rakamlar çok çarpıcıydı. Çoğu, politik yatırımlara dönük amaçlarla yeni yeni üniversiteler açılırken bunlara genelde ayrılan ödenek de giderek azalıyordu. Üniversiteler yoksullukta adeta tabana vurmuşlardı.
Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı İnan Kıraç’ın verdiği bilgilere göre Türkiye’de üniversite öğrencisi başına devlet bütçesinden ayrılan ortalama ödenek yalnızca 79 dolardır. Bu ödenek Yunanistan’da 552, Bulgaristan’da 400, güneydeki sorunlu komşumuz Suriye’de 800 dolar, yani Türkiye’de harcananın on katı.
Yine aynı toplantıda eski büyükelçi İlter Türkmen’in belirttiğine göre, Filistin Mültecilerine Yardım Örgütü’nce Filistin mültecisi öğrencilere yılda 400 dolar harcanıyor. Filistinli bu öğrencilerin tümü yalnızca üniversite öğrencisi de değil.
ABD’nin seçkin üniversitelerinde ise bir öğrencinin eğitiminin yıllık maliyeti 15-20 bin dolar arasında değişiyor.
Fransa ve Türkiye arasında imzalanan ikili anlaşma uyarınca açılmış bir devlet üniversitesi olan Galatasaray Üniversitesi’nde ise öğrenci başına yılda 4000 dolar harcanıyor. Bunun yüzde 50’si Fransız Hükümeti’nce, % 25’i Galatasaray Eğitim Vakfı’nca, yüzde 25’i de Türkiye Bütçesinden karşılanıyor.
Hürriyet Gazetesinin bir haberine göre, “Başbakan Tansu Çiller, Başbakan olduğu son 2,5 yıl içinde Türkiye’de eğitim alanında ‘birşey yapamadığını” büyük bir açıkyüreklilikle itiraf etmiş. Çiller, Türkiye’de eğitimin içinde bulunduğu koşulları, “felaket bir durumda, felaket… ” sözleriyle nitelemiş. “Biz bir seferberlik gibi üniversite açmışız. Olay üniversite açmak değil, orada verilecek eğitim… ” diyor Sayın Çiller (1).
İşte, Başbakan böyle yakınıyor. Bizim bildiğimize göre yöneticiler yakınmazlar; yöneticilerin “yakınmak” gibi bir hakları bir lüksleri olamaz; görevi, “yapmak” olan kişilerin “yakınmak” hakları yoktur.
Ayrıca, Tansu Çiller eğitim konusuna tümüyle ilgisiz kalmamış ve bazı alanlardan desteğini hiç esirgememiştir. Kendisi son on beş yılın “İmam-Hatip Okulları Şampiyonu”dur. Başında bulunduğu DYP-SHP koalisyonu, son on beş yılın hükümetleri arasında, açtığı 65 imam-hatip lisesiyle bir rekor kırmıştır (2).
Türkiye’de 1973’e kadar 9 üniversite vardı. YÖK’un kurulduğu 1981 yılında üniversite sayısı 19’du. YÖK kurulduktan sonra üniversite sayısı 29’a Çıktı. 1992’de 24 üniversitenin daha kurulmasına karar verildi. Koç, Başkent ve Galatasaray Üniversitelerinin kurulmasıyla toplam 56’ya çıktı. TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nun yaklaşan seçimleri de dikkate alarak Temmuz 1995’te aldığı, 28 üniversitenin daha kurulmasına ilişkin kararı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilirse üniversitelerimizin sayısı 84’e yükselecek ve böylece üniversitesiz şehrimiz kalmayacak. Milli Eğitim Komisyonu Üyesi DYP’li Durmaz gerekçeyi şöyle açıklamış: “Siyaseten üniversite kurmak zorundayız” (3).
Daha önceleri yetersiz de olsa yeni yeni üniversiteler açılırken böbürlenen YÖK’ün başkanı bu kez Komisyon’un kararına tepki göstermekten geri kalmıyor. 1992’de kurulan 24 üniversitenin tam anlamıyla faaliyete geçemediğini anımsatan YÖK Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, bu kez yeni üniversiteleri “cinayet” olarak nitelendiriyor ve şöyle konuşuyor: “Bu üniversitelerin 60 fakültesi eğitime hala başlayamadı. Bu şartlar altında nasıl yeni üniversite kurulur? Öğretim üyesi olmadan nasıl üniversite açılır? Öğrenci kapasitesi, sadece örgün eğitimde 106.000’den 214.000’e çıktı. Buna karşılık 1994’te GSMH’dan yükseköğretime ayrılan pay yüzde 1.40 iken, 1995’te yüzde 1’e düştü (4).
Bütün bu bütçe yetersizliklerine karşılık, Devlet bir yandan da vakıf üniversitelerine katkıda bulunuyor. Örneğin, öğrencilerinden milyonlarca liralık öğretim ücreti alan Bilkent Üniversitesi’ne 1995 yılında 350 milyar liralık ödenek verilmiş. Bu ödenek 20 devlet üniversitesine ayrılan ödeneğin üzerinde (5).
Devlet kendi üniversitelerinde okuyan öğrencilerle harç kavgasını sürdürürken onlardan topladığı paraları vakıf üniversitelerine cömertçe aktarıyor. Buna kısaca Sultanahmet’te dilenip, Ayasofya’da sadaka vermek denir.
Öte yandan son derecede yetersiz olan eğitim kadrolarının üniversitelere göre dağılımı da büyük dengesizlikler gösteriyor. Türkiye’de öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı 45 dolayında. Bu oran ABD’de 15, Japonya’da 7, İngiltere’de 10 (4). Buraya kadar sunduğumuz manzara üniversitelerin parasal kaynaklarıyla ilgilidir. Ya öğrenci kaynağı, ya ortaöğretimin durumu?
Genç kuşakların çağdaş eğitimine, üniversitelerine para bulamayan Türkiye, cami yapımı ve dinsel eğitim için gerekli parayı kolayca bulabiliyor. İstatistiklere göre Türkiye’de 6 günde bir okul, 6 saatte bir cami yapılıyormuş, yani yılda 1500 cami.

Okulların birçoğu da, doğrudan İmam-Hatip Okulu açılamadığı için İmam-Hatip Okulu Şubesi.. Ekim 1995’te Türkiye’deki toplam cami sayısı 69.523, üniversiteler de içinde olmak üzere toplam okul sayısı 72.000. Halen 2620 caminin yapımı da sürmekteymiş (6). Şimdi cami ve okul sayıları eşitlenmiş. Ancak bu farkın giderek okullar aleyhine açılacağı besbelli. Cami sayısının aradan geçen 4,5 ay içinde 560 adet arttığını da hemen hesaba ekleyebiliriz.
Cami sayısının normal olmayan bu artışı, Diyanet işleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ı bile rahatsız etmiş. İşte, Yılmaz’ın bu konuda söyledikleri: “Her yere cami yapılıyor. 6 saatte bir cami … Hepsi bir yere kümelenmiş. 80 haneli köyde 4 cami var. Bir köye bir cami yeter, üçü boş kalıyor. Cami yapmak dışında da hayırlar var. Okul yaptırın, hastane yaptırın. Biz Diyanet olarak cami yapımına karşı değiliz, ancak gelişigüzel, projesiz, ihtiyaç olmayan yere, sanatsal değeri olmayan camiler yapılıyor. Gelecekte kalıcı olmayacak bunlar. İmar Kanununda belirli yerlerde ve nüfus oranlarına göre cami yapılması için değişiklik yapılıyor” (7).
Bunları söyleyen bir din adamı. Sonunda O da bıkmış hiçbir mimarî değeri olmayan camilerden.
Denilebilir ki, okulları devlet, camileri halk yaptırıyor. Doğrudur, ancak son zamanlarda cami sayısındaki patlamanın nedenleri arasında eğitim sistemimizin büyük payı yok mudur?
Artık, üniversitelere, giderek daha çok kaynak oluşturan İmam-Hatip okullarından ilkinin 1950’den az önce CHP iktidarı döneminde Başbakan Recep Peker tarafından açıldığı (8), Peker’den sonra az ya da çok sayıdaki okulla Menderes’in, İnönü’nün, Demirel’in, Ecevit’in, Özal’ın, Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in aynı yolu izledikleri, 1994 başlarında hemen hemen yarım milyon öğrenciyi barındıran 449 imam-hatip lisesinin 359’unun bugünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in iktidarları döneminde açıldığı (9) düşünülürse, son dönem siyasal liderlerinin bugün Refah Partisi’nin nasıl bu kadar geliştiğine hayret ettiklerine, asıl bizim şaşmamız gerekmez mi?
Bakınız, Uğur Mumcu altı yıl önce bu konuda neler söylemiş: “İmam-hatip liseleri ile ilahiyat fakültelerini bitirenler her yıl daha çok artıyor. Ancak dinsel öğrenim görenlerin çoğu din hizmetleri dışındaki alanlarda görev alıyorlar.
Böylece “İslamcı bürokratlar” yetiştiriliyor!
Görünen budur.
Din duyguları siyaset alanlarında kullanılıyor. Devletin hukuksal, siyasal ve ekonomik düzeni “kısmen de olsa” her gün biraz daha değişiyor.
Bugün için devletin temel hukuksal, siyasal ve ekonomik düzeni “kısmen” değiştiriliyor. Yarınki büyük değişiklik için de bugünden devleti yönetecek “İslamcı kadrolar” hazırlanıyor. Bunu görmemek için sağır ve kör olmak gerekir” (10).
Şimdi bu ödeneklerle mi, bu eğitim sistemiyle mi, bu üniversitelerle mi çağı yakalayıp yarışı sürdüreceğiz? Gelişmiş ülkeler için artık kol gücüne dayalı endüstri çağı kapandı; bunun yerini bilgi çağı aldı. Çağdaş dünya, endüstri çağının eğitim sistemini bilgi çağının eğitim sistemiyle değiştirirken bizim ortaöğretimimiz büyük bölümüyle dinsel temele dayalı olarak hâlâ tarım dönemi uygarlık çağında. Üniversitelerin parasal kaynağı yok, öğrencileri de yukarıda belirttiğimiz eğitim çarkından geliyor.
Gerekli parasal kaynak sağlansa bile bu eğitim yapılaşması içinde üniversitelerimiz üniversite alamayacaklar.

1. Eğitimde Başarılı Olamadık, Hürriyet, 5.12.1995.
2. Çiller, İmam-Hatip Rekortmeni, Hürriyet, 21.12.1994, Cumhuriyet 17.12.1995.
3. Üniversite Pazarı, Cumhuriyet, 12.7.1995.
4. Ümit Tanrıseven, Yeni Üniversite Cinayet, Milliyet, 12.7.1995.
5. Emine Kaplan, Üniversitenin İki Yüzü, Cumhuriyet, 22.2.1996.
6. Milliyet. 17. 10. 1995.
7. Abbas Güçlü, Milliyet, 18. 10. 1995.
8. Prof. Dr. Bedî N. Feyzioğluu, Cumhuriyet 7.1.1996.
9. Ali Sirmen, Hep Gülüyorum, Milliyet, 4.4.1994.
10. Uğur Mumcu, İmam mı? Hatip mi?, Cumhuriyet, 6.3.1990.