| Üniversitelerimiz Çıkmazda |
Kaynak :
01.03.1996 -
Yapı Dergisi - 172
|
Yazdır
|
|
Geçenlerde bir toplantıda, üniversitelere bütçeden ayırdığımız pay rakamlarla verildi. Verilen rakamlar çok çarpıcıydı. Çoğu, politik yatırımlara dönük amaçlarla yeni yeni üniversiteler açılırken bunlara genelde ayrılan ödenek de giderek azalıyordu. Üniversiteler yoksullukta adeta tabana vurmuşlardı. |
Okulların birçoğu da, doğrudan İmam-Hatip Okulu açılamadığı için İmam-Hatip Okulu Şubesi.. Ekim 1995’te Türkiye’deki toplam cami sayısı 69.523, üniversiteler de içinde olmak üzere toplam okul sayısı 72.000. Halen 2620 caminin yapımı da sürmekteymiş (6). Şimdi cami ve okul sayıları eşitlenmiş. Ancak bu farkın giderek okullar aleyhine açılacağı besbelli. Cami sayısının aradan geçen 4,5 ay içinde 560 adet arttığını da hemen hesaba ekleyebiliriz. Cami sayısının normal olmayan bu artışı, Diyanet işleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ı bile rahatsız etmiş. İşte, Yılmaz’ın bu konuda söyledikleri: “Her yere cami yapılıyor. 6 saatte bir cami … Hepsi bir yere kümelenmiş. 80 haneli köyde 4 cami var. Bir köye bir cami yeter, üçü boş kalıyor. Cami yapmak dışında da hayırlar var. Okul yaptırın, hastane yaptırın. Biz Diyanet olarak cami yapımına karşı değiliz, ancak gelişigüzel, projesiz, ihtiyaç olmayan yere, sanatsal değeri olmayan camiler yapılıyor. Gelecekte kalıcı olmayacak bunlar. İmar Kanununda belirli yerlerde ve nüfus oranlarına göre cami yapılması için değişiklik yapılıyor” (7). Bunları söyleyen bir din adamı. Sonunda O da bıkmış hiçbir mimarî değeri olmayan camilerden. Denilebilir ki, okulları devlet, camileri halk yaptırıyor. Doğrudur, ancak son zamanlarda cami sayısındaki patlamanın nedenleri arasında eğitim sistemimizin büyük payı yok mudur? Artık, üniversitelere, giderek daha çok kaynak oluşturan İmam-Hatip okullarından ilkinin 1950’den az önce CHP iktidarı döneminde Başbakan Recep Peker tarafından açıldığı (8), Peker’den sonra az ya da çok sayıdaki okulla Menderes’in, İnönü’nün, Demirel’in, Ecevit’in, Özal’ın, Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in aynı yolu izledikleri, 1994 başlarında hemen hemen yarım milyon öğrenciyi barındıran 449 imam-hatip lisesinin 359’unun bugünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in iktidarları döneminde açıldığı (9) düşünülürse, son dönem siyasal liderlerinin bugün Refah Partisi’nin nasıl bu kadar geliştiğine hayret ettiklerine, asıl bizim şaşmamız gerekmez mi? Bakınız, Uğur Mumcu altı yıl önce bu konuda neler söylemiş: “İmam-hatip liseleri ile ilahiyat fakültelerini bitirenler her yıl daha çok artıyor. Ancak dinsel öğrenim görenlerin çoğu din hizmetleri dışındaki alanlarda görev alıyorlar. Böylece “İslamcı bürokratlar” yetiştiriliyor! Görünen budur. Din duyguları siyaset alanlarında kullanılıyor. Devletin hukuksal, siyasal ve ekonomik düzeni “kısmen de olsa” her gün biraz daha değişiyor. Bugün için devletin temel hukuksal, siyasal ve ekonomik düzeni “kısmen” değiştiriliyor. Yarınki büyük değişiklik için de bugünden devleti yönetecek “İslamcı kadrolar” hazırlanıyor. Bunu görmemek için sağır ve kör olmak gerekir” (10). Şimdi bu ödeneklerle mi, bu eğitim sistemiyle mi, bu üniversitelerle mi çağı yakalayıp yarışı sürdüreceğiz? Gelişmiş ülkeler için artık kol gücüne dayalı endüstri çağı kapandı; bunun yerini bilgi çağı aldı. Çağdaş dünya, endüstri çağının eğitim sistemini bilgi çağının eğitim sistemiyle değiştirirken bizim ortaöğretimimiz büyük bölümüyle dinsel temele dayalı olarak hâlâ tarım dönemi uygarlık çağında. Üniversitelerin parasal kaynağı yok, öğrencileri de yukarıda belirttiğimiz eğitim çarkından geliyor. Gerekli parasal kaynak sağlansa bile bu eğitim yapılaşması içinde üniversitelerimiz üniversite alamayacaklar. 1. Eğitimde Başarılı Olamadık, Hürriyet, 5.12.1995. |

