Vefasızlıkla Başladı, Vefasızlıkla Bitti Kaynak : 11.03.2004 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Terim’in Galatasaray’daki ilk antrenörlük döneminde Kulüp, futbolda tarihinin en büyük başarılarını yaşamıştı. Üst üste 4 lig şampiyonluğu, UEFA Kupası, Süper Kupa, ve ötekiler…
Dört yıllık birlikteliğin sonunda Terim-Süren çekişmesi yolları ayırmıştı… Terim başarılarını bu kez de İtalya’da sürdürmek istiyordu. Ününün doruğundaydı. Ancak ne var ki Fiorentina ve Milan denemeleri başarısızlıkla sonuçlandı. Terim’in dönüşü, gidişi kadar görkemli olmadı.

Bu arada Kulüp yönetiminde de değişiklikler olmuş, Süren’in istifasından sonra Mehmet Cansun kalan sekiz aylık bir dönemi tamamlamak üzere başkan seçilmişti. Takımın başında antrenör olarak Lucescu vardı ve başarılıydı. Terim’in Türkiye’ye dönüşüyle birlikte kimi çevrelerin baskısı öylesine artmıştı ki Cansun, Terim’i yeniden takımın başına getirmeyi denedi; ancak Cansun-Altaylı ikilisinin gizli girişimi biraz da Terim’in davranışı nedeniyle fiyaskoyla sonuçlandı.

Özhan Canaydın’ın seçim vaatleri arasında, “gönüllerdeki teknik direktörü göreve getirmek”de vardı. Seçilince Fatih Terim’i yeniden göreve getirdi.

2002 Mart’ında başkanlığa Canaydın’ın gelmesiyle, Lucescu gönderildi; bir vefasızlık örneğiydi bu. Terim büyük umutlarla göreve başladı. Yeni görevini, İtalya’da zedelenen prestijini kurtaracak tek fırsat olarak gördüğü açıktı. Ne var ki takım eski takım değildi; nasıl ki Terim eski Terim değilse… Aradan zaman geçmiş, köprülerin altından çok sular akmıştı. Takımın belkemiğini oluşturan Hagi ve Popescu gibi usta oyuncular ayrılmışlardı; Türklerden, Avrupa’ya gitmek üzere ayrılan yıldızlar vardı. Kalanlar, özellikle de Dünya Kupası üçüncülüğünü kazanan Ulusal Takım’da görev almış olanlar

ciddi bir ün ve kıdem kazanmışlardı. Kimse artık eski statüsünde, eski konumunda değildi. Ne Terim, ne de oyuncular…

Takımı yenilemek isteyen Terim öncelikle Lucescu transferlerini takımdan uzaklaştırmakla işe başladı. Canaydın’ın seçim vaatleri arasında dünya çapında üç star futbolcunun transferi de bulunuyordu. Ama bu, parasal olanaksızlıklar nedeniyle kolay gerçekleşemeyecek bir vaatti. Doğal ki vaat tutulamadı. Futbolcularda gelgitler başladı. Gelenler, beğenilmeyip gönderilenler birbirini izledi. Bir türlü, takım oluşturulamadı. Başarısız sonuçlar alındıkça Terim’in öfkesi arttı. Operasyon adı altında kimi denemeler gündeme geldi. Yine olmadı… Gençleştirme adı altında, emektar futbolcular kenara itildi. Öfke, korku, belirsizlik, güven bunalımı başarısızlığı körükledi. Ligde, Türkiye Kupası’nda Avrupa Şampiyonlar Liginde, UEFA Kupasında başarısız sonuçlar birbirini izledi. Ve Galatasaray son on yılın en başarısız, en bunalımlı dönemini yaşamaya başladı.

Galatasaray’a futbolda güzel günleri de, en başarısız olanları da aynı kişinin yaşatmış olması garipsenecek bir durumdur. Ancak, başarılara koşullanmış üyeler için de bugünkü durum içe sindirilebilecek türden değildir. Seçimlerin bu ortamda gelip çatması Terim’in başka bir talihsizliği oldu. Bir dönem, gönüllerdeki teknik direktörü getirdiğini sık sık yineleyip övünen Canaydın, yükselen eleştiriler karşısında, döneminin bitmesini bile beklemek gereğini duymadan Terim’i kurban ediverdi. Oysa Terim, yerine getirebildiği tek vaadiydi.

Terim’in gidişi takımı kurtaracak gibi görünmüyor; bakalım seçimi kurtarabilecek mi ?