| Yabancı Dil Öğretimi mi ? Yabancı Dille Öğretim mi ? |
Kaynak :
01.04.1997 -
Yapı Dergisi - 185
|
Yazdır
|
|
Öteden beri, başlıktaki iki değişik konuyu birbirine karıştırırız. Türkiye’de amaç hangisidir? Gençlere yabancı dil mi öğreteceğiz, yoksa yabancı dille öğretim mi yapacağız? Yabancı dil bir araç mıdır, yoksa amaç mı? Biraz tarihe göz atalım: |
Yabancı dille öğretimin sakıncalarını şöyle sıralayabiliriz: 1.Türkçe’nin kenara itilmesiyle yabancı dillerin egemenliği artacak, Türkçe bilim dili olmaktan tümüyle çıkarak yozlaşacak ve yoksullaşacaktır. Türkçe bugün, iki yüz milyon insanın konuştuğu, dünyada en çok konuşulan diller arasında beşinci sırada, güçlü, sağlam yapılı bir dildir. Bize düşen, Türkçe’nin korunmasına ve zenginleştirilmesine özen göstermektir. Türkiye bu konuda öncülük görevini üstlenmelidir. 2. Ulusal kültür ulusal dille yakın ilişki içindedir. Dil zayıflarsa kültür ölür. 3. Üniversitelerde yabancı dille eğitimi sürdürecek sayıda ve derecede yetişmiş, yabancı dil bilen öğretim üyesi yoktur. İyi dil bilen iyi öğretim üyesi sayısı, yabancı dilde yaygın bir öğretim için yeterli değildir. Sonuçta eğitim, çat pat yabancı dil konuşan iyi öğretim üyeleri ya da iyi dil bilen kötü öğretim üyeleriyle sürdürülmek talihsizliğiyle başbaşa kalacaktır. 4. Üniversite çağına gelmiş öğrencilerin yaşı, yabancı dil öğrenmek için uygun bir yaş değildir. Lise çağı bile bu iş için geçtir. Bu nedenle öğrenme çok yavaş olacak, bir ya da iki yıllık dil hazırlık dersleri, ilerideki bilim ya da meslek derslerinin doğru bir şekilde izlenmesine olanak vermekte yetersiz kalacaktır. Bunun örnekleri bugün yabancı dilde öğretim veren okullarda açıkça görülmektedir. 5. Bilim ve meslek derslerini izleyebilecek düzeyde yabancı dil bilmeyen öğrenci, dersi anlayamayacak, soru sormakta zorlanacak, utanacak, tartışamayacak ve sonuçta en önemlisi, öğrenemeyecektir. Böylece, kendi dilini, bir yabancı dili ve mesleğini ancak yarım yamalak bilen bir kuşakla başbaşa kalacağız. 6. Dil yetersizliği, sonuçta işi, bugün öğretimi İngilizce sürdüren üniversitelerde örnekleri sıkça görüldüğü gibi, derslerin Türkçe anlatılmasına götürecektir. Bugün bazı durumlarda, yabancı öğrenciler kastedilerek, “aranızda Türkçe bilmeyen var mı?” sorusuna gelen yanıta göre dersler Türkçe olarak sürdürülmektedir. 7. Derslerin tümünün yabancı öğretim elemanlarıyla sürdürülmesine de olanak yoktur. Ayrıca bu hocalar, Türkiye’nin sorunlarının ve olanaklarının tümüyle dışındadırlar. Bu bakımdan bize bir katkıları olamaz. 8. Unat’ın belirttiği gibi, “Türk öğrencilerine, Türk öğretim üyelerinin Türkçe yerine yabancı dille ders vermesi, yalnızca öğretimi zorlaştırıcı değil, gülünçtür de.” Rona Aybay’ın deyişiyle de bu iş, “Türk’ün Türk’e yaptığı işkencedir.” Türkiye’nin sorunlarını birbirimizle İngilizce ya da Fransızca mı tartışacağız? 9. Düşünme eylemi en iyi şekilde ana dille oluşur. Bir bilim ve kültür adamı öncelikle kendi anadilini çok iyi bilmeli, çok iyi kullanılmalıdır. Bugün kimi eski sömürge ülkelerin dışında, anadili yerine başka dille ilk ve ortaöğretim yapan ülke pek yoktur. Lisans ve yüksek lisans düzeylerinde ise yabancı dille öğretim oldukça seyrektir. Dışarıdan bir örnek verecek olursak, Fransız Dilinin Kullanılmasına ilişkin Yasa, “Anayasa uyarınca Cumhuriyet’in dili olan Fransız dili, Fransa’nın kişiliğinin ve ortak değerlerinin temel bir öğesidir”. “Eğitimin, çalışma yaşamının, karşılıklı ilişkilerin ve kamu hizmetlerinin dilidir” diye başlar. Yasanın 11. maddesi, eğitimin, sınavların, yarışmaların, kamu kurumları ile özel kuruluşlarda tez ve bildirilerin dilinin Fransızca olduğunu vurgular. Kısaca, eğitim dilinin Fransızca olduğu daha birinci maddeden itibaren vurgulanmıştır. Şimdi Türkiye’nin durumuna bakıp umutsuzluğa kapılmamak elde değil… Anadilini doğrudürüst öğrenemeyen bir toplum, şimdi sıçrayıp başkalarının diliyle bilim öğrenmeye kalkışıyor. Dini Arapça, bilimi İngilizce.. Geçtiğimiz günlerde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (önce alıp sonra kaldırdığı) “Anadolu Liselerinde Türkçe’ye dönüş” kararı ilke olarak doğru ve gerçekçi bir karardı. Ancak Refahyol Hükümeti’ne duyulan güvensizlik, “acaba bu okullarda kaldırılan İngilizce yerine yarın Arapça mı gelecek” kuşkusu ve çocukları o okullarda okuyan velilerin bu çat pat İngilizce’yi kazanılmış hak olarak görmeleri tepkiler yarattı. Geçenlerde 33 demokratik kitle örgütü, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Anadolu Liselerinde fen derslerinin Türkçe okutulması yönündeki girişimini desteklediğini aşağıdaki satırlarla bildiriyordu: “Bazı okullarda eğitim yabancı dille verilirse Türkiye’nin dünya ile daha kolay anlaşacağı, Türkçenin bilim dili olmadığı, İngilizce ile daha iyi bilim yapılacağı gibi görüşler yanlıştır. Bu görüşler, emperyalizmin sömürge ülkelere dayattığı anlayışın sonucudur. Her ülkede bilim, ancak o ülkenin diliyle yapılabilir. Yabancı dilde eğitim ve öğretim, eğitim bilimine aykırıdır, Bir insan dünyayı en sağlıklı biçimde ancak kendi diliyle algılayabilir ve anlatmak istediğini de en güzel kendi diliyle anlatabilir” (8). Yapılması gereken, Türkçe’nin ve bir yabancı dilin üniversite çağından önce yoğun “dil” dersleriyle öğretilmesidir. 1. Sibel K. Şen, Milliyet, 13.6.1995. |

