Yabancı Dil Öğretimi mi ? Yabancı Dille Öğretim mi ? Kaynak : 01.04.1997 - Yapı Dergisi - 185 | Yazdır

Öteden beri, başlıktaki iki değişik konuyu birbirine karıştırırız. Türkiye’de amaç hangisidir? Gençlere yabancı dil mi öğreteceğiz, yoksa yabancı dille öğretim mi yapacağız? Yabancı dil bir araç mıdır, yoksa amaç mı?
Kısa bir süre önce, İstanbul Teknik Üniversitesi de, üniversitede derslerin yüzde otuzunun İngilizce okutulmasına karar verdi. Gerekçe, öğrencilerin İngilizce öğrenmelerini ve bu yoldan bilimle ve dış dünyayla daha kolay bütünleşmelerini sağlamak. Bir başka gerekçe de, üniversiteye girişte öğrenci tercihlerini İTÜ’ye yönlendirmek için özendirici olanaklar yaratmak ve böylece en iyi öğrencileri İTÜ’ye çekmek. Öğrencilerin üniversite seçmelerinde burs, yurt, kampusun niteliği, yabancı dil gibi olanaklar etken oluyormuş.
Bu nedenle İTÜ’nün de, yabancı dil yönünden Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ gibi İngilizce öğretim yapan üniversitelerin yanında yer almak istediği anlaşılıyor. Ayrıca, yeni açılması düşünülen pek çok üniversite de aynı sevdanın peşinde: yabancı dille öğretim.
İTÜ Rektörü Prof. Dr. Gülsün Sağlamer rektör olmadan önce, yabancı dille eğitimin zorunlu olmadığı görüşündeymiş. Sağlamer, 1995 Yılında, “Türkiye’nin bağımsızlığı açısından, neden öğretim yabancı dille yapılsın diye düşünüyorum. Biz İTÜ olarak eğitim öğretim dilini yabancı dil yapmak gibi bir metot düşünmüyoruz” demiş (1). Bugün farklı düşündüğü anlaşılıyor.
Günümüzde üniversite öğrencilerinin en az bir yabancı dil bilmelerinin zorunluluğunu tartışmak gereksiz. Bırakınız üniversite öğrencisini, günümüz insanı, konuşacak, okuyup anlayacak kadar bir yabancı dil bilmelidir.
Ancak hemen belirtelim ki, dil öğrenmenin yolu, eğitimi yabancı dille yapmak yerine, yabancı dil öğretimine ağırlık vermekten geçer. Avrupa ülkeleri, okullarında eğitimi kendi dilleriyle sürdürürlerken, öğrencilerine İngilizce’yi öğretmenin yolunu buldular. Biz de bu konuya ağırlık vermeliyiz.
Yabancı dil sorununun, üniversite derslerini yabancı dille okutmak yoluyla çözülmeye çalışılmasının, yarardan çok zarar getireceğini düşünüyorum.
Bakınız, Talat S. Halman bu konuda ne diyor?
“Türkçe bilim dili olarak o kadar cılız kaldı ki, bilim dünyasının büsbütün gerisine düşmemek amacıyla, yalnızca İngilizce eğitim veren birçok üniversite yaratmamız zorunlu oldu.
Bunların en iyilerinden birinde şu anda ziyaretçi profesör olmak benim için büyük şereftir. Ama Türkiyemizde bilim dilimiz yetersiz olduğu için Fransızca yahut İngilizce eğitim vermek zorunda kalışımızı kabul edemiyorum, bir bakıma affedemiyorum. ”
Ve öneriyor:
“Dili bağdaştırıp birleştirmek, emperyalizmden ve yabancı boyunduruğundan kurtulmak, sonra, ulusal ve evrensel bir kültür ve bilim dili yapmak için ‘millî misâk’… ” (2).
Ben, Türkçe’nin bilim dili olarak eğitim verilemeyecek düzeyde olduğuna inanmıyorum. Buna bilimadamları da inanmıyorlar.
Prof. Oktay Sinanoğlu, “yapısının matematik oluşu” bakımından Türkçe’yi, bilim dili olmaya en elverişli dil olarak görüyor (3). Bilişim devriminin ünlü adlarından Prof. Nicholas Negraponte, Türkçe’nin fonetik özellikleri bakımından, bilgisayar sistemlerinin ideal dili olduğu kanısındadır (4,5). Türkçe’nin bilim dili olma yolunda sahip olduğu olanakları ve Türkçe’nin gücünü sayıp dökmüş pek çok bilimadamı vardır (6).
“Türkçe bilim dili değildir; uluslararası düzeyde bilim yapmak istiyorsak, bu ancak İngilizceyle olur” demek, ancak cehaletle mümkündür. Bir dil yüzde yüz arı olamaz, her dil bir ölçüde melezdir. İngilizce de melezdir, Fransızca da… Bugünkü İngilizce yüzde 75’i Yunan-Latin, yüzde 25’i German kökenli bir dildir. Her dilde, özellikle yeni buluşlara ilişkin terimler, yenileri bulununcaya kadar ödünç alınıp kullanılır.
Eğitimi, gerekçesi ne olursa olsun, Türkçe yapmak yerine, egemen dil İngilizce’ye çevirirseniz, Türkçe’den kaçışı hızlandırmış, Türkçe’yi büsbütün yoksullaştırmış olursunuz. Ve işte o zaman yabancı boyunduruğuna girersiniz.

Biraz tarihe göz atalım:
1839’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane açıldığında, eğitim dili geçici olarak Fransızca idi; daha sonra “Osmanlı lisanı üzerine tahsil elbette hayırlıdır” dendi, 1870’te Türkçe eğitime geçildi.
Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat, Osmanlı İmparatorluğu’nda 31 yıl süren Fransızca tıp öğretimi sırasında basılan Türkçe tıp kitaplarının sayısı yarım düzineyi geçmediği halde, Türkçe öğretime geçildikten sonra, 1872-1883 yılları arasında 60 cilt Türkçe tıp kitabı yayımlandığın belirtiyor (7).
Atatürk döneminde, yeni açılan üniversitede öğretim Türkçe yaptırılmış ve yabancı hocaların sözleşmelerine, belirli bir süre sonra Türkçe ders vermeleri koşulu konmuştur.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okuduğumuz yıllarda yeni gelmiş yabancı hocaların dersleri hemen anında Türkçe’ye çevrilirdi; Horninger gibi yıllanmış hocalar da derslerini Türkçe olarak verirlerdi. Cumhuriyet’in kuruluşunda gazetelerde, resmi yazılarda, kitaplarda Türkçe sözcükler yüzde yirmi oranının altındayken bugün yüzde seksenlere ulaşmışsa, böyle ulaşmıştır. Dil kullanıldıkça gelişir.
1970’lerde Üniversitelerarası Kurul, Türkiye’de üniversite dilinin Türkçe olduğunu benimsemiş, hatta Orta Doğu ve Boğaziçi Üniversitelerinin Türkçe eğitime geçmeleri için iki yıllık bir süre vermişti. YÖK Genel Kurulu da, devlet üniversitelerinde yabancı dille eğitim yapan bölümler açılmasına izin verilmemesini kararlaştırmıştı. Bunlar uygulanmayan kararlar oldu.

Yabancı dille öğretimin sakıncalarını şöyle sıralayabiliriz:
1.Türkçe’nin kenara itilmesiyle yabancı dillerin egemenliği artacak, Türkçe bilim dili olmaktan tümüyle çıkarak yozlaşacak ve yoksullaşacaktır. Türkçe bugün, iki yüz milyon insanın konuştuğu, dünyada en çok konuşulan diller arasında beşinci sırada, güçlü, sağlam yapılı bir dildir. Bize düşen, Türkçe’nin korunmasına ve zenginleştirilmesine özen göstermektir. Türkiye bu konuda öncülük görevini üstlenmelidir.
2. Ulusal kültür ulusal dille yakın ilişki içindedir. Dil zayıflarsa kültür ölür.
3. Üniversitelerde yabancı dille eğitimi sürdürecek sayıda ve derecede yetişmiş, yabancı dil bilen öğretim üyesi yoktur. İyi dil bilen iyi öğretim üyesi sayısı, yabancı dilde yaygın bir öğretim için yeterli değildir. Sonuçta eğitim, çat pat yabancı dil konuşan iyi öğretim üyeleri ya da iyi dil bilen kötü öğretim üyeleriyle sürdürülmek talihsizliğiyle başbaşa kalacaktır.
4. Üniversite çağına gelmiş öğrencilerin yaşı, yabancı dil öğrenmek için uygun bir yaş değildir. Lise çağı bile bu iş için geçtir. Bu nedenle öğrenme çok yavaş olacak, bir ya da iki yıllık dil hazırlık dersleri, ilerideki bilim ya da meslek derslerinin doğru bir şekilde izlenmesine olanak vermekte yetersiz kalacaktır. Bunun örnekleri bugün yabancı dilde öğretim veren okullarda açıkça görülmektedir.
5. Bilim ve meslek derslerini izleyebilecek düzeyde yabancı dil bilmeyen öğrenci, dersi anlayamayacak, soru sormakta zorlanacak, utanacak, tartışamayacak ve sonuçta en önemlisi, öğrenemeyecektir. Böylece, kendi dilini, bir yabancı dili ve mesleğini ancak yarım yamalak bilen bir kuşakla başbaşa kalacağız.
6. Dil yetersizliği, sonuçta işi, bugün öğretimi İngilizce sürdüren üniversitelerde örnekleri sıkça görüldüğü gibi, derslerin Türkçe anlatılmasına götürecektir. Bugün bazı durumlarda, yabancı öğrenciler kastedilerek, “aranızda Türkçe bilmeyen var mı?” sorusuna gelen yanıta göre dersler Türkçe olarak sürdürülmektedir.
7. Derslerin tümünün yabancı öğretim elemanlarıyla sürdürülmesine de olanak yoktur. Ayrıca bu hocalar, Türkiye’nin sorunlarının ve olanaklarının tümüyle dışındadırlar. Bu bakımdan bize bir katkıları olamaz.
8. Unat’ın belirttiği gibi, “Türk öğrencilerine, Türk öğretim üyelerinin Türkçe yerine yabancı dille ders vermesi, yalnızca öğretimi zorlaştırıcı değil, gülünçtür de.” Rona Aybay’ın deyişiyle de bu iş, “Türk’ün Türk’e yaptığı işkencedir.”
Türkiye’nin sorunlarını birbirimizle İngilizce ya da Fransızca mı tartışacağız?
9. Düşünme eylemi en iyi şekilde ana dille oluşur. Bir bilim ve kültür adamı öncelikle kendi anadilini çok iyi bilmeli, çok iyi kullanılmalıdır.
Bugün kimi eski sömürge ülkelerin dışında, anadili yerine başka dille ilk ve ortaöğretim yapan ülke pek yoktur. Lisans ve yüksek lisans düzeylerinde ise yabancı dille öğretim oldukça seyrektir.
Dışarıdan bir örnek verecek olursak, Fransız Dilinin Kullanılmasına ilişkin Yasa, “Anayasa uyarınca Cumhuriyet’in dili olan Fransız dili, Fransa’nın kişiliğinin ve ortak değerlerinin temel bir öğesidir”. “Eğitimin, çalışma yaşamının, karşılıklı ilişkilerin ve kamu hizmetlerinin dilidir” diye başlar. Yasanın 11. maddesi, eğitimin, sınavların, yarışmaların, kamu kurumları ile özel kuruluşlarda tez ve bildirilerin dilinin Fransızca olduğunu vurgular. Kısaca, eğitim dilinin Fransızca olduğu daha birinci maddeden itibaren vurgulanmıştır.
Şimdi Türkiye’nin durumuna bakıp umutsuzluğa kapılmamak elde değil… Anadilini doğrudürüst öğrenemeyen bir toplum, şimdi sıçrayıp başkalarının diliyle bilim öğrenmeye kalkışıyor. Dini Arapça, bilimi İngilizce..
Geçtiğimiz günlerde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (önce alıp sonra kaldırdığı) “Anadolu Liselerinde Türkçe’ye dönüş” kararı ilke olarak doğru ve gerçekçi bir karardı. Ancak Refahyol Hükümeti’ne duyulan güvensizlik, “acaba bu okullarda kaldırılan İngilizce yerine yarın Arapça mı gelecek” kuşkusu ve çocukları o okullarda okuyan velilerin bu çat pat İngilizce’yi kazanılmış hak olarak görmeleri tepkiler yarattı.
Geçenlerde 33 demokratik kitle örgütü, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Anadolu Liselerinde fen derslerinin Türkçe okutulması yönündeki girişimini desteklediğini aşağıdaki satırlarla bildiriyordu:
“Bazı okullarda eğitim yabancı dille verilirse Türkiye’nin dünya ile daha kolay anlaşacağı, Türkçenin bilim dili olmadığı, İngilizce ile daha iyi bilim yapılacağı gibi görüşler yanlıştır. Bu görüşler, emperyalizmin sömürge ülkelere dayattığı anlayışın sonucudur. Her ülkede bilim, ancak o ülkenin diliyle yapılabilir. Yabancı dilde eğitim ve öğretim, eğitim bilimine aykırıdır, Bir insan dünyayı en sağlıklı biçimde ancak kendi diliyle algılayabilir ve anlatmak istediğini de en güzel kendi diliyle anlatabilir” (8).
Yapılması gereken, Türkçe’nin ve bir yabancı dilin üniversite çağından önce yoğun “dil” dersleriyle öğretilmesidir.

1. Sibel K. Şen, Milliyet, 13.6.1995.
2. Talat S. Halman, Türkçe için “Millî Misak”, Türk Dili Dergisi, Sayı 541, Ocak 1997.
3. Mümtaz Soysal, Dilde Sömürgeleşme, Hürriyet, 30.12.1994.
4. Emre Aköz, Milliyet, 4.10.1996.
5. Bizim Gazete, 17.12.1996.
6. Ayrıntılar için bkz. Rıza Haluk Kul, Kültür Dergisi, Sayı 98, Mart-Nisan 1993.
7. Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat, Türkiye’de Yabancı Dille Yüksek Öğretim Sorunu, Türk Dili Dergisi Sayı 541, Ocak 1997.
8. Cumhuriyet, 9.3.1997.