Yapı Malzemesinin Sorunları Kaynak : 01.09.1993 - Yapı Dergisi - 142 | Yazdır

Türkiye’de yapı malzemesi üretimi oldukça iyi, çağdaş bir düzeye ulaşmıştır. Son yıllarda üretimde nitelik, çeşit ve kapasite yönünden olumlu gelişmeler izlenmektedir. Dış ticaretteki liberalleşme hareketinden sonra gelişen ithalâtın da sektör üzerindeki olumlu ya da olumsuz, fakat önemli etkileri gözle görülür duruma gelmiştir. “İnşa etmek” olgusu, daha uzun yıllar Türkiye’nin gündeminde kalacağı için yapı malzemesi de Türkiye ekonomisi içindeki çok önemli yerini uzun bir süre daha koruyacaktır. Burada, sektörün gelişmesini engelleyen ya da yavaşlatan sorunların üzerine eğilmekte yarar görüyoruz.
Önce, sektörün genel durumuna bakarak bazı saptamalar yapmaya çalışalım. Bugün özellikle büyük üretici kuruluşlarda en ileri üretim teknolojisinden yararlanılmaktadır; bu kuruluşlar, ekonomik ölçek, standart ve teknoloji olarak çağın gerisinde değildir. Sektör; verimlilik, ekonomi, performans, çevre gibi kavramları ön planda tutan yeni eğilimlere ayak uydurmaya başlamıştır.
Sorunlar daha çok, genel ekonomik dalgalanmalardan; bazı işletmelerin, kalitesiz mal üretiminden, kalitesiz mal ithalâtından ve çoğu kez de malzemenin kötü, bilinçsiz kullanımından kaynaklanmaktadır.
Sektörü en çok etkileyen sorunların başında, ülke çapındaki ekonomik dalgalanmalar gelmektedir. İnşaat yatırımlarının bir hızlanıp bir duraklaması, sektörü kararsızlığa sürüklemekte ve ne yapacağını bilemez duruma getirmektedir.
Duraklama dönemlerinde yenileme pazarı ile ihracat kısmen de olsa imdada yetişmektedir. Ancak üretimdeki yavaşlamalar, maliyetlerin artmasına neden olmakta, dış pazarlara açılmayı engellemektedir.
Pazar, genelde yapı yatırımlarının yüzde 80’ini oluşturan konut yatırımlarına bağlıdır. Ancak ne var ki, yılda 350 bin konut yapması beklenen bu ülkede Devletin hâlâ, inanarak benimsediği tutarlı, ciddi bir yerleşim ve konut politikası yoktur. Politik dalgalanmaların ekonomiyi etkilemesi, konut fonu birikimlerinin bütçeye aktarılması, zaman zaman darboğazlar oluşturmaktadır.
Üretim girdilerinin pek çoğu (enerji, orman ürünleri, petro-kimya, demir-çelik, alüminyum) KİT’lerin denetiminde, başka bir deyişle devlet tekelindedir. KİT’lerin keyfî zamları, maliyetlerin yükselmesinde önemli bir neden oluştururken, ana girdi fiyatlarının dünya fiyatlarının üzerinde olması üreticilerin dış pazardaki rekabet olanaklarını da sınırlamaktadır. Çapraz kur uygulamaları ile doların enflasyon oranında yükselmesinin frenlenmesi, ithalatçılar yararına, üreticilere karşı bir haksız rekabet yaratmaktadır.
Bütün bu olumsuzluklara karşın, istatistikler yapı malzemesi fiyatlarındaki artışın genel enflasyon oranının ilerisinde olmadığını, bina fiyatlarındaki artışların ise, daha çok arsa fiyatlarından ve faizlerden kaynaklandığını gösteriyor.
Üretim ve ithalattâki başka bir sorun da kalite sorunudur. Kaliteli mal ile kalitesiz mal arasındaki çekişme haksız rekabet ortamı içinde sürüp gitmektedir. Kaliteyi denetlemek üzere Türkiye’de ciddi, doğal denetleme mekanizmaları henüz oluşmamıştır. Yapı sigortası sisteminin kurulması sürekli olarak savsaklanmaktadır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın rayiç ve tanım listeleri ise çağdaş ve güncel anlamda hem yeterli değildir, hem de yalnızca kamu yapımlarını bağlamaktadır. Oysa Türkiye’deki yapıların en büyük dilimini konut oluşturmakta, konut da özel kesim eliyle gerçekleştirilmektedir. Buralarda kalite yönünden denetim, yalnızca üretici ve ithalâtçıların insafı ile kullanıcıların bilincine bırakılmıştır.

Yine bir denetim mekanizması oluşturması beklenen Türk Standardları Enstitüsü’nün çalışmaları ne durumdadır? Malzeme ve uygulama standartları hâlâ çok eksiktir, denetim yetersizdir. İthalat konusunda, özellikle de sınır ticareti olgusu içinde TSE başarısız kalmıştır. Yatırım mallarının sınır ticareti yoluyla gelmesinin kusuru, hiç kuşkusuz, TSE’ye yüklenemez, ama TSE’nin denetim eksikliği, ve bazan yeterli incelemeleri yapmadan olumlu raporlar vermesi aklın kabul edebileceği bir uygulama değildir.
Sınır ticareti başlangıçta, herhalde yalnızca o yörede yaşayan insanların günlük yaşamlarıyla ilgili olarak düşünülmüş olmalıdır. Bugünkü uygulamanın sonucu olarak, yatırım mallarının sınır ticareti yoluyla yurda girmesi, sistemin yozlaştırılmasından başka birşey değildir. Ağrı’dan sınır ticareti yoluyla giren malların Konya’da gümrüklendiğinden, yolcu beraberinde getirilen 9 TIR kamyonu fayansın İstanbul’da piyasaya sürüldüğünden söz ediliyor. Yine, TSE’nin, ithalâta bazan gelişigüzel tarzda, siyasal baskılar ya da özel ilişkilerle standartlara uygunluk belgesi verdiği ileri sürülüyor.
Bugünkü durumuyla sınır ticaretinin, taşıdığı ekonomik olumsuzlukların yanı sıra standart dışı malzemenin yurda girmesine izin vererek standart dışı malzemeyi ödüllendirdiği söylenebilir.
Özellikle eski Doğu bloğu ülkelerinin sürdürdükleri damping yoluyla kalitesiz malların girişi ve başıboş sınır ticareti, ithalâttaki önemli olumsuzlukları sergilemektedir. Düzgün ithalât ise yerli üreticilere iyi örnek olma ve kaliteli rekabet gibi olumlu işaretler taşımaktadır. İthalâtın getirdiği başka bir olumsuz nokta da, yüksek fiyatla alıcı bulma olgusunun yerli üretimin fiyatlarını yapay olarak yukarı doğru çekme eğilimini körüklemesidir.
Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımız, ekonomiye ve üretime ilişkin sorunlardır. Yapı malzemesi sorunlarının başka bir bölümünü de kullanımla ilgili sorunlar oluşturmaktadır.
Dünyanın en iyi malzemesini bile üretseniz, bilinçsiz bir kullanım ve uygulamayla elde edilecek sonuç sıfırdır. Sağlıklı yapılar için, doğru seçilmiş malzemenin doğru uygulanması şarttır. Doğru kullanımın yolu bilgiden geçer. Ne yazık ki, toplumumuz, başta teknik kadrolarımız olmak üzere, bu bilinç ve bilgiden yoksundur.
Eskinin birkaç geleneksel malzemesi yerine bugün binlerce malzeme ile bunlara bağlı sonsuz detay olanakları söz konusudur. Teknik kadroların, malzemeleri yeterince tanımamaları felâketleri de birlikte getirmekte, harcanan paralar boşa giderken, yapılar hastalıklı ve kısa ömürlü olmaktadır. Kimi iyi örneklerin, kötülerin varlığını gözlerden silmeye yetmeyeceğini hemen belirtelim.
Bilginin yolu eğitim ve araştırmadan geçer. “Araştırma”, Türkiye’nin gündeminden çıkarılmıştır. Örneğin TÜBİTAK’a bağlı Yapı Araştırma Enstitüsü, anlaşılması olanaksız bir neden ve basiretsizlikle kapatılmış ve yerine hiçbir kurum konmamıştır.
Ülkemizde eğitim her kademede hastadır. Okullarda mimarlara, mühendislere, teknikerlere, teknik meslek lisesi öğrencilerine verilen eğitim yetersizdir ve düzeyi giderek de düşmektedir.
Okullardaki eğitim böyle olunca meslek içi eğitimin daha iyi olması için herhangi bir neden yoktur. Durum, okulsuzlar, ustalar ve işçiler için de farklı değildir. Bilgisiz ellerde kullanılacak her malzeme patlamaya hazır bir bomba gibidir. Nerede, hangi anda patlayacağı belli olmaz.