| Yılbaşı |
Kaynak :
01.01.2004 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Anımsadığım ilk yılbaşı 1945-46… Öncekileri anımsamıyorum. Örneğin, Erzincan’da büyük depremden sonra ailece karlar üzerinde geçirdiğimiz 1939-40 yılbaşını… 1945 sonunda ise ilkokulun üçüncü sınıfındaydım. Kıtlık, yokluk ve karartma anlamına gelen savaş daha yeni bitmişti. Üsküdar’da üç katlı ahşap bir evde oturuyorduk. Babam yılbaşı için değişik bir kutlama düzenlemek istemişti. Kutlamanın bir bölümü biz çocuklar için çok ilgi çekiciydi. O akşamın özelliği olarak evde pişmaniye yapacaktık. Daha önce yemiş miydik, pek anımsamıyorum. Özenli bir akşam yemeğinden sonraki eğlencemiz olacaktı bu. Ardından, kendi ürettiğimiz pişmaniyeyle şölen… Üretimin ayrıntılarını tümüyle anımsamıyorum. Anımsadıklarımı aktarayım : şekerle yapılıp dondurulan ağda, bembeyaz bir mermerin üzerinde büyükçe kalın bir halka haline getirildi; halka una bulanarak çekile çekile büyütüldü. Bu işlemde herkesin eli vardı. Uzun çabalardan sonra şeker, unla kaplı incecik teller haline geldi ve böylece pişmaniye hazırlanmış oldu. Biraz hayret, biraz coşkuyla, yaptığımız tatlının adını koyuverdik : “tel tel helva”… Keyfimiz sonsuzdu. Savaşın kıtlığını yaşamış bizler için büyük bir nimetti bu. Daha bir yıl öncesine değin şeker de yoktu, un da… Evimiz bir yokuşun tepesine yakın bir noktadaydı. Yokuş birkaç adla anılırdı : Menzilhane ya da İnadiye Yokuşu… Gündoğumu Caddesi de denirdi. Hâlâ, hava kararırken, ucu fitilli bir sopayla yakılan havagazı fenerlerinin loş ışığıyla aydınlanan, ahşap evleri bol, tipik bir İstanbul sokağıydı. Havagazı fenerlerinin son demiydi artık. |
O akşam dışarıda kar vardı.Mahallenin gençleri kızaklarıyla bembeyaz karın üzerindeydiler. Bir grup da getirdikleri bir el merdivenini kızak şeklinde kullanarak yokuşun tepesinden kendilerini topluca koyveriyorlardı, tıpkı sekiz tek dümencili gibi… Kâh yuvarlanıyorlar, kâh yokuşun dibine varabiliyorlardı. Sonra, sırtlarında merdiven, tırmanış başlıyordu. Biz, sımsıcak evimizin penceresinden çocuk gözlerimizle, sanki kendimiz de aralarındaymışız gibi keyifle seyrediyorduk bu cümbüşü.
Yıllar hızla geçiyor… Şimdi bu kez torunumuzla keyifli bir yılbaşı kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Yıllar giderek hızını daha da artırıyormuş gibi algılanıyor. Bu belki de yaşanan sürelerin oransal algılanmasıyla ilgili. On yaşındaki çocuk için bir yıl, yaşamın onda biri, 60 yaş içinse yaşamın altmışta biri… Bizim yaşımızda zaman artık daha hızlı akıyor. İnsanoğlu zamanı, saate, dakikaya, güne, aya, yıla bağlamış; akan zaman bu birimlerle ölçülür hale gelmiş. Hepsi insanoğlunun buluşlarına dayalı kabuller. 2003, 2004 de öyle… Tarihi de insanlar yaptı, takvimi de… Biz bir yıldan ötekine geçişi kendi kabullerimize göre kutluyoruz. Her şey öylesine göreceli ki… Milattan önce yaşayanlar Milattan önce yaşadıklarını bilmiyorlardı. Örneğin, tarihin babası Bodrumlu Herodot MÖ 484-420 arasında yaşadığını bilmeden öldü. Tarihin babası sayılacağını da bilmiyordu kuşkusuz. Yeni yılın ilk gününde sizlerle bu duygu ve düşünceleri paylaşmak istedim. Ülkemiz ve bütün dünya için aydınlık bir yeni yıl dilerim. |

