| Yine Çadırkondu, Yine Köprü |
Kaynak :
01.05.1998 -
Yapı Dergisi - 198
|
Yazdır
|
|
ÇIRAĞAN SARAYI’NA ÇADIRKONDU Geçen sayıda “Ülkenin Birinde Mimarlık ve Şehircilik Sözlüğü” başlıklı yazımda, garip bir ülkede geçerli olan şehircilik ve mimarlık terimlerinden örnekler aktarmaya çalışmıştım. Oradaki sözcüklerden biri de “gecekondu” idi ve tanımı şöyleydi: “Gündüz yapılan, ancak yetkililerin, gözlerini yumdukları için gece yapıldığını sandıkları yağma tipi konut.” Yine aynı yazıda bu sözcük ve terimlerin Türkiye’de olup bitenlerle hiçbir bağlantısı olmadığını, benzerlikler görülürse bunların kesinlikle rastlantısal olabileceğini belirtmiştim. İşte, bir benzerlik ortaya çıkıverdi: “Gecekondu’nun ille de konut olması şart değil ya… Çırağan Sarayı’nın deniz cephesinin önüne, Sarayı boydan boya örten gecekondu türü bir panayır çadırı kuruluverdi. Aslında bu rezillik birkaç yıldan beri tekrarlanıyor. Çadırın kullanılmasının bu yılki amacı 21-26 Nisan arasında açılan “Wedding Fuarı” (kendi çevirileriyle “Ev ve Evlilik Hazırlıkları Fuarı”), daha sonra da 1-6 Mayıs arasında “Dekorist (Dekorasyon ve Aksesuar) Fuarı”. Düzenleyen ise kısa adı KUSAV olan, Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Vakfı.. Anılan fuarların konularıyla, ortaya konan davranışla vakfın amacı ne kadar bağdaşıyor acaba?.. Geçen yıl da bu konuya değinmişiz. YAPI’nın Haziran 1997 sayısına yazdığımız “Çadırkondulu Saray” başlıklı yazıyı ayrıca, tam bir yağma örneği olarak “Yağma Var” adlı kitabımıza da aktarmışız. “Çırağan Sarayı’nın önüne yine o garip, kocaman çadırı kondurdular. Geçen yıl da aynı densizlik yapılmıştı ve biz bu olayı YAPI’da “Saray Bahçesine Gecekondu” başlığıyla, fotoğrafını da basarak haber yapmıştık. “Ne Çırağan Sarayı’nın tarihsel kimliği ne de Boğaziçi’ne yansıyan görkemli görünümünü bozma kaygısı taşımadan kurulan çadır için, Boğaziçi’ni korumakla görevli İstanbul 3 No’lu Koruma Kurulu kendilerinden herhangi bir izin isteminde bulunulmadığını belirtiyorlar” demişiz o haberde. Bu yıl aynı densizlik bir kez daha tekrarlanınca, yurttaşlık hakkımızı kullanarak, gereği için İstanbul 3 No’lu Koruma Kurulu’na ve Beşiktaş Belediyesi’ne yazıyla başvurduk. Bilgi için de Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’ne.. Koruma Kurulu’ndan ne bir ses, ne bir nefes..(1) Beşiktaş Belediyesi büyük bir duyarlılıkla yazımızı aynı gün yanıtladı: “Çadırın kaldırılması için Çırağan Sarayı Genel Müdürlüğü’ne tebligat yapılmış, kaldırılmaması halinde Belediyemizce kaldırılacağı iletilmiştir.” “Gösterdiğiniz duyarlılığa teşekkür ederiz.” Evet, Beşiktaş Belediyesi uyarımızı haklı buluyor ve bizim gösterdiğimiz duyarlılığa teşekkür ediyor, çadırın kaldırılmasını sağlayacağını, olmazsa Belediyece kaldırılacağını söylüyor. Sonuç?.. Sonuçta, hiçbir şey olmadı. Bir fuar için (Dekorasyon ve Aksesuar), yani ticari amaçla kurulan çadır, bu yazıdan sonra bir hafta daha yerinde kaldı ve fuar sonunda, ihtiyaç kalmayınca kuranlar tarafından kaldırıldı. Şimdi aklımıza takılan bazı soruları buraya aktaralım: * Çadırı kuran KÜSAV’ın açık adı “Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Vakfı” imiş. Adına bakın, yaptığına bakın: kültür ve sanat varlıklarını korumak üzere kurulmuş bir vakıf, bir kültür ve sanat varlığı olan Çırağan Sarayı’na ne denli saygısızca davranabiliyor. Birkaç yıl önce, Çırağan Sarayı’na daha rahat bir giriş sağlamak üzere kesilen bir ağaç için Belediye kıyameti koparmıştı. O belediye başka bir belediye miydi acaba? Ya İstanbullular?.. “Onlar kendi dertlerine düşmüşler” ya da “zaten kaç kişi kaldılar?” diyebilirsiniz. Kentin, kentsel değerlerin korunması konusunda toplu bir tepki yıllardan beri görülmez oldu. Yalnızca bir İstanbullu’nun Gazeteciler Cemiyeti’nin gazetesi Bizim Gazete’de “Dekorasyon ve Aksesuar Fuarı nedeniyle Çırağan Oteli’nin deniz tarafındaki bahçesine kurulan çadır, estetikten çok uzaktı ve bir çirkinlik anıtıydı. Böyle tarihî bir yapının önüne ‘sirk benzeri’ çadır kurulmasındaki nedeni anlayamadık” diye yakındığına tanık olduk. Bir de Sabah gazetesinin İstanbul ekinde eleştirel bir yazıya.. |
* Gelelim, Çırağan Sarayı’nı otele dönüştüren, işleten kuruluşa ve onun yetkililerine.. Saray restore edilirken, iç kimliği inanılmayacak kadar bozulmuştu. Şimdi bu kez yapılanla, binanın deniz cephesinin örtülmesiyle dış kimlik saldırıya uğramaktadır. Örneğin bir an için, İstanbul’a o tarihlerde gelip Sarayı denizden görmek ya da görüntülemek isteyenlerin durumunu düşünelim… * Sonuncu soru: Bu nasıl bir vakıftır ki, adı “Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Tanıtma Vakfı” olduğu halde, yasa tanımaz ve tarihsel değerlere saygı duymaz? Bu vakıf, acaba başka bir gün, çadırını Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımına kurar mı dersiniz? Ne diyelim? Adından utansın. Tanrı bizi böyle koruyuculardan korusun.” Geçen yılki yazı böyle.. Şimdi yine, artık çok iyi tanıdığımız o pis çadırla karşı karşıyayız. Elindeki yapının değerinden habersiz olduğu için ya da parayı daha değerli saydığından, korunacak yapıyı hiçe sayan bir otel yönetimi getirip bir panayır çadırını otelin en önemli cephesinin önüne pervasızca yerleştirebiliyor. Acaba niçin sarayın önüne de, otelin önüne değil.. Herhalde otelin lokantalarının ve odalarının sakil görünüşten etkilenmemeleri için olacak.. Bir süre sonra, neyse ki, yazlık düğünlere yer açmak için panayır çadırı oradan kaldırılacak. Ama iş giderek tırmanıyor. Bu yıl fuar sayısı artmış, doğal olarak işgal süresi de artıyor. KÜSAV’a önerim şudur: Çadırı Çırağan’ın önünden kaldırınca Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımına kursunlar. Bilmem ne fuarını da orada yapsınlar. Evimiz, Çırağan Sarayı’na bakan bir noktada.. Çadırın kurulmasından bir gün önce, uluslararası basın için fotoğraf çekip turizm yazıları yazan iki konuğumuz vardı: İngiliz Derek Davies ve Hollandalı Paul van Riel. Çeşitli fotoğraflar çektiler. Bunların arasında doğal olarak karşımızdaki Çırağan Sarayı da vardı.. Şansları varmış, şansımız varmış.. Bir gün sonra gelmiş olsalardı Çırağan Sarayı yerine panayır çadırının fotoğrafını çekeceklerdi. İstanbul’a, benzer amaçla gelenler yalnızca bu iki fotoğrafçıdan ibaret değil ki.. Geçmişine duyarsız toplum, korumaya ilgisiz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları ve gözlerini kapamış, vurdumduymaz belediyelerle bu vandallık sürüp gider.. ÜÇÜNCÜ BOĞAZ KÖPRÜSÜ Yine aynı sözlükçede bir “köprü” tanımı vardı. Şöyle: “Kentin bütün yolları tıkalı olduğu halde, iki yakayı birleştirmek üzere yapılan ve trafiği kargaşadan kurtaracağı sanılan ve savunulan gösterişli politik yatırım yapısı.” Anımsayacaksınız, bir süre önce Boğaz’a üçüncü köprü konusu yine gündeme gelmiş, hatta Süleyman Demirel Köprüsü olarak adı dahi konmuşken, beliren tepkiler karşısında bu fikrin yerine tüp-geçit projesi benimsenmişti. Köprü fikrine İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir de karşı çıkmışlardı. Nazım Planda da Boğaz’da yeni bir köprü öngörülmüyordu. Şimdi, sözler unutulmuş anlaşılan, ya da yetkililer esen yele göre karar değiştirmişler ki, “Üçüncü Köprü” yine hortladı. Gazete haberine göre(2) İstanbul Boğazı üzerinde yapımı planlanan köprünün ihalesi için start verilmiş. Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılması tasarlanan köprünün 700 milyon dolara (200 trilyon lira) malolacağı hesaplanıyormuş. Yeri henüz kesinleşmemiş, Karayolları Genel Müdürlüğü uzmanları yeni köprünün Birinci Köprü’nün 400-500 m güneyinde yer almasını düşünüyorlarmış. Başka bir alternatif ise, Boğaziçi ve Fatih köprüleri arasına yerleştirilmesiymiş. Proje kapsamında 25 km uzunluğunda çevre yolu bağlantıları ile bazı tünel inşaatları da yer alacakmış ve bütün bunlar yaklaşık dört yılda tamamlanacakmış. Yine gazete haberine göre İstanbul trafiğini büyük ölçüde rahatlatması beklenen yeni köprünün (maşallah bütün köprüler öyledir) ortasına raylı sistem kurulacak, hızlı tramvaylarla halka ulaşım hizmeti de verilecekmiş (Bakın, bu kez halk unutulmamış). Yetkililer Üçüncü Köprü’nün “Tüpgeçit” projesinin alternatifi olmadığını, gereksinmeye göre (kimin gereksinmesi olduğu bildirilmiyor) ortaya çıkan bir durum olduğunu kaydetmişler. Bu konuyu daha uzunboylu tartışmak istemiyorum. Söyleyeceklerimi defalarca yazdım(3). Bu kez de “haydi hayırlısı” demekle yetinelim. (1) Daha sonra, Beşiktaş Belediyesi’ni uyardıklarını bildirdiler. |

