Yolsuzluk Odağı Plan Değişiklikleri Kaynak : 01.10.2008 - Yapı Dergisi - 323 | Yazdır

Geçtiğimiz ay Türkiye, ülkenin çözüm bekleyen binlerce sorunu bir yana bırakılarak Tayyip Erdoğan ile Aydın Doğan arasındaki kavgayla çalkalandı. Biri başbakan, öteki, medya grubu patronu… Başbakan, Doğan‘ı, özelleştirme yoluyla satın aldığı İstanbul Hilton Oteli arsasına istediği, daha yoğun bir yapılaşmaya izin vermedikleri için iktidar partisi aleyhine yayın yapmakla suçluyordu.
Başbakanı öfkelendiren yayın Almanya’da patlak veren ve orada dava konusu olan Deniz Feneri Derneği’nin marifetlerine ve Türkiye’deki uzantılarına ilişkindi. Bu yayınların iktidar partisi AKP’yi rahatsız ettiği anlaşılıyordu.
Başbakan, gündüzleri partisinin toplantılarında, ilçe genel kurullarında, akşamları iftar davetlerinde yaptığı konuşmalarla Doğan‘a gözdağı vermeye çalışıyor, partisinin yandaşı medya kesimi gibi, Aydın Doğan medyasının da Deniz Feneri vurgununda suskun kalmasını istediğini açık seçik ortaya koyuyordu.
Burada konumuz, işin siyasal açılımını irdeleyip tartışmak değil. Konumuz arsa spekülasyonuna, topraktan elde edilen rantın büyüklüğüne, işleyişine ve gücüne değinmek. Başbakan düzeyinde bile kavga, toprak üzerine oluyor. İstanbul Hilton konusu, bugün Türkiye’de büyük kârlara kaynak oluşturan binlerce “toprak-imar-rant” operasyonunun çarpıcı örneklerinden biridir. Değiştirilen kent planları ve imar kararlarıyla büyük spekülatif değerler yaratılıyor ve bu değerler arsa sahiplerine aktarılıyor.
Burada toprağın asıl sahibi olması gereken toplumun ya da onun adına kamunun hiçbir payı yok. Yükseklik ve yoğunlukların artırılmasından kimi zaman yetkililer de el altından pay alıyorlar. Gizli kalan binlerce örnekten bazıları medyaya yakalanıyor. Yine geçtiğimiz ay içinde bu paylaşımı ortaya koyan birkaç örnekle karşı karşıya geldik.
Birinci örnek, iktidar partisi AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli‘nin adının çevresinde gelişen skandaldı. Dişli, İstanbul-Silivri’deki bir arsanın alışveriş merkezi yapılmak üzere Tesco-Kipa’ya satılması sürecinde imar durumunu 1 milyon dolar karşılığında değiştirme işini üstlenmiş, üstelik bu konuda bir de protokol imzalamıştı. Sonuçta değişiklik gerçekleşmiş, ancak yapılan yolsuzluk medyaya yansımıştı. Medyanın ve muhalefet partilerinin uzun süren mücadelesi sonucunda Şaban Dişli partideki genel başkan yardımcılığı görevinden istifa etmek zorunda kalmış, ancak milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle aklanması ya da cezalandırılması mümkün olmamıştı.
Benzer başka bir olay Gaziantep’te patlak verdi. AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey‘in bir protokol imzalayıp MÜSİAD üyesi bir işadamının arazisini ticaret alanına dönüştürdüğü ortaya çıktı. İki gün sonra da Belediye Meclisi’nde protokole tam olarak uyan imar planı değişikliği kesinleştirildi. Plan değişikliğinden önce fıstık kültür alanı olan ve 14.9 milyon YTL’ye satılan arazi “ticari alan”a dönüştürüldükten sonra yabancı bir firmaya 87,5 milyon YTL’ye satılmıştı. Bu durum karşısında CHP Gaziantep İl Başkanı, ilgili idare mahkemesine başvurarak yürütmenin durdurulması kararı aldı. Belediye’nin, durdurma kararının iptali için başvurusu Danıştay 6. Dairesi’nce reddedildi. Bütün bu gelişmeler olurken, bu arada Başkan Güzelbey ile arsa sahibi arasında, yüklü bir bağış rakamını içeren bir protokol yapıldığı ortaya çıktı. Anlaşmaya göre arsa sahibi, Büyükşehir Belediyesi’ne 700.000 YTL bağışta bulunacaktı. Buna ilişkin çekin başkana teslim edilmiş olduğu ortaya çıktı.
“Bağış kişiye değil belediyeye yapılmış” diyerek bu alışverişi masum görenler çıkabilir, ancak bu görüş doğrulamaz. Şöyle ki: Birincisi, belediyelerin bağış karşılığı plan değişikliği yapmaları yasalar bakımından mümkün değildir. Değişiklik gerekiyorsa yapılabilir, ancak para karşılığında olamaz. İkincisi, bağış rakamlarını kim saptıyor? Bu olayda ortada dönen rakamlara bakıldığında belediyenin resmen aldatılmış olduğu ortaya çıkıyor. Üçüncüsü, bu işten çıkarlanacak olan yalnızca belediye midir acaba?
Plan değişiklikleri salgın halinde… Belediyeler planı değil, plan değişikliklerini sever oldular. Son zamanlarda bütün çabalar plan yapmak yerine plan değişikliği yapmaya yönelik. İmar durumları artık arsanın konumuna ya da kent planına göre değil, sahibinin nüfuz gücüne ve yetkililere sağladığı çıkarlara göre belirleniyor. Kolay rant üretimi ve paylaşımı sürecidir yaşanan… Böylece, imar yolsuzlukları plan değişiklikleriyle dolu dizgin sürüp gidiyor. Yukarıdaki örnekler, biraz tedbirsizlik, biraz kendine ve partisine aşırı güvenden dolayı oltaya takılanlar…
Yine İstanbul Hilton’a dönelim… Başbakan, Aydın Doğan‘ın imar planı değişikliğini kendisinden istediğini söylüyor. Acaba Aydın Doğan imar planı değişikliklerinde kimin yetkili olduğunu bilmez mi? Niçin belediyeden değil de başbakandan ister? Bilmesine bilir tabii… Ancak Türkiye’de her konuda son karar noktasının Tayyip Erdoğan olduğunu da bilir. Çevre konuları, İstanbul Boğazı’na 3. Köprü yapılması, rafinerilerin ve büyük yatırımların yerleri, bunları yapacak firmaların seçimi, bütün özerk kurumların yönetimi nasıl Başbakan Erdoğan’ın konusuysa Hilton’un imar durumu da onun konusudur. Hilton konusuna arsanın özelleştirme kapsamında satılması sırasında da değinmiştim. O gün yazdıklarım bir kehanet gibiymiş meğer. İşte, Eylül 2005’te yazdıklarım (1): “İstanbul Hilton Oteli ve arazisi, ihale sonucunda 225 milyon 500 bin dolara, Aydın Doğan ve ailesinin sahibi olduğu Ortadoğu Otomotiv’in üzerinde kaldı “….

“… Hilton Oteli İstanbul’un en seçkin noktalarından birinde yer alır. Burası, Henri Prost planına göre belirlenen 2 No.lu Park’ın içinde, İnönü Gezisi olarak anılan yeşil alandan koparılarak üzerine bina yapılmış bir alandır. Yıllar önce, şöyle yazmışsız *: ‘Yapıldığında İnönü Gezisi Taksim’den başlar Nişantaşı’nda biterdi; bugünse yine Taksim’den başlar ama Hilton Oteli’nin tel örgüsünde biter.
Bilindiği gibi, her yeni turistik otel nedense İstanbul için bir lütuf olarak kabul edilir ve yatırımcılarına akla gelmedik kolaylıklar sağlanır. Örneğin, İnönü Gezisi alınır, Hilton’un otoparkına verilir. Aynı işlem, aynı ayrıcalık İstanbul’da hemen bütün oteller için uygulanmıştır. Gezinin bir başka bölümü küçücük Taksim Belediye Gazinosu yerine dikilen devasa Vakıflar (Sheraton) oteline tahsis edilmiştir…
…Kentlerimizde yeşil alanların -hangi amaçla olursa olsun- kemirilmesine karşıyız. Bu nedenle böyle davranışlara ödün verilmemesini ve ilk girişim olarak İnönü Gezisinde halktan alınanların halka geri verilmesini diliyoruz’.
Biz böyle düşüne duralım, Hilton Oteli ve arazisi yani İnönü Gezisi’nin bir bölümü özelleştirilmiş oldu. Kamusal yeşil alanın kemirilmesi sonuçta özel kişilere yaradı. Otelin arsası 62.337 m², inşaat alanı 80.000 m². İhalenin koşulları arasında binanın ve çevresinin olduğu gibi korunması yer alıyor. Ancak, bu koşullara ne kadar uyulacak acaba? Bunlar zamanla, örneğin Hilton’la mevcut işletme sözleşmesi süresinin 2015’te bitmesinden sonra ne olacak? Başka örnekleri sıkça görüldüğü gibi, imar durumunun değiştirilmesi yoluyla yapılaşma yoğunluğunun artırılması gündeme gelmeyecek mi dersiniz? Örneğin “3” emsalle, 80.000 m² arsada 240.000 m² inşaat… Ve gökdelenler… İhaleden önce, 10 Ağustos 2005 günü Aydın Doğan‘ın gazetesi Hürriyet’te yayımlanan, ‘Hilton Özelleştirilmiyor, Arsası Satılıyor’ başlıklı yazısında Ege Cansen de bu duyarlı noktaya değinerek şunları söylüyordu: ‘Bu otel binasını ve arsasını alacak olanların verecekleri ‘çok yüksek’ bir fiyatın gerekçesi o emsalsiz arazi parçasının ‘imar durumunu’ değiştirmek olabilir…’
Yine ihaleden önce, yine Aydın Doğan‘ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinin 30 Temmuz 2005 günlü Emlak ekindeki, ‘Hilton’un Değeri Ne Kadar?’ başlıklı yazıda söylenenler ilginçti: ‘şimdi gelelim ihaleyi kazanacak firmaya. Piyasada yaygın olan kanaate göre yabancılar bu ihaleye teklif verecekler. Ama yüksek teklifler genelde yerlilerden gelecek. Çünkü 62.337 metrekarelik arsaya sahip olan İstanbul Hilton, siyasi bağlantıları güçlü yatırımcılara, alışveriş merkezi, dev otopark ve residence sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları sunuyor. Bu açıdan bakıldığında hiçbir yabancı kurumsal gayrimenkul şirketinin bu işlere girmeyeceği belirtiliyor. Neyin doğru neyin doğru olmadığını bekleyip göreceğiz.’
Milliyet’teki bu yazıdan yola çıkarak sorabiliriz: Acaba, Aydın Doğan ‘siyasi bağlantıları güçlü bir yatırımcı’ sayılır mı? İstanbul Hilton’un arazisini bu gücünden yararlanıp, yine kendi gazetesindeki yazıda belirtildiği gibi, ‘alışveriş merkezi, dev otopark ve rezidans sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları’ ile değerlendirmeye kalkar mı? Biz de bekleyip göreceğiz.” YAPI dergisinin Eylül 2005 sayısındaki yazımız böyleydi.
Geçtiğimiz günlerde tartışmalar sürerken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, gazetecilerin Hilton arazisiyle ilgili sorularını yanıtladı. Buna ilişkin gazete haberi şöyle (2): “Hilton Oteli’nin arazisine imar artışı vermelerinin söz konusu olamayacağını belirten Topbaş, özetle şunları söyledi: ‘Bu konularla ilgili gerekli açıklamaları Başbakan yaptı. Belediyemize yapılan talep kendilerinin de bahsettiği gibi Şişli Belediyesi’nden oybirliği ile geçen 2.7 yoğunluğunda bir emsal artışıdır. Bu konu bize Şişli Belediyesi planlarına itiraz ile gelen bir taleptir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu bu talebi ilçe belediyesine iade etmiştir. Sayın Aydın Bey de Hilton arazisini değerlendirmek istediğini, Hilton’u bunun için aldığını açıklamıştır.”
Aslında, Hilton Oteli için ilgili koruma kurulu’nun aldığı, “taşınmaz kültür varlığı” olarak tescil kararı var (3). Ayrıca, o bölge için yapılacak Tarihi ve Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı onaylanıncaya kadar, Sit Alanı içinde yapılacak her türlü uygulama için kuruldan izin alınması zorunlu (4). Ancak bunları kim dinler! Her konuda tekyetkili, başbakan…
Aydın Doğan farklı bir yol izleyerek bu işi çözebilirdi, ama olmadı. Onun tek konusu Hilton değil ki… Sırada, sayısal karasal TV yayını izni… Ceyhan’da rafineri kurma lisansı talebi var… Belki başka konular da vardır. Aynı zamanda hem medya patronu hem de iş adamı olmak zor. Bu dönemde devletle ilişkili konuları çözmek için daha çok esneklik, daha çok yalakalık gerekiyor. Şimdi iyice anlaşılıyor ki medyanın tümüne egemen olmak isteyen başbakana biat etmek bütün bu işlerin ön koşulu (!)
Bence en doğru çözüm, Hilton Oteli ve arsasının bir an önce kamulaştırılması ve böylece, halktan alınanın halka geri verilmesidir.

Notlar
* D.Hasol, “Üç Sorun Üç Öneri, YAPI S.55, s.28, Mart1984.
1. D.Hasol, İstanbul Hilton Satıldı… Sıra Ötekilerde…,YAPI S.286, Eylül 2005.
2. Şenol Demirci’nin haberi, Milliyet, 10 Eylül 2008.
3. İstanbul II No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı, 11.04.2007/959.
4. Kurul’un 11.04.2007/970 kararı.