Yöneticiler Şiddetle mi Besleniyor ? Kaynak : 27.04.2006 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yine tatsız olaylara sahne oldu. Sövgüler, bilinçsiz anonslar, ahlak dışı pankartlar, amigoluktan bozma özel güvenlik görevlisinin futbolcu dövmesi, parçalanıp sahaya atılan koltuklar, yöneticilerin düşmanca tutumları… Bunların hiçbiri spora ve Türkiye’nin en büyük iki kulübüne yakışmıyor.

Cumhuriyet, maçtan birkaç gün önce, sporda söz sahibi bir grubu gazetede bir masa çevresinde toplayarak “Futbolu fanatizm ve şiddetten arındırma” konusunun enine boyuna tartışılmasını sağlamıştı. Panelde söylenenler gazetede yayımlandı.

Ben, spordaki, özellikle de futboldaki şiddeti, toplumsal sağlıksızlığımızda görüyordum, hattâ panelin konusunun, “Toplumu fanatizm ve şiddetten arındırma” şeklinde düşünülmesinin daha doğru olacağını söylemiştim. Siyasette, eğitimde, TV dizilerinde, sokakta, aile içinde… Kısacası her yaşam çevresinde şiddet egemendi. Hattâ, şenlik olması gereken bayramları bile kavga fırsatı olarak kullanır hale gelmiştik. 1 Mayıslar ve Nevruz bunun örnekleriydi. İşte daha dört gün önce TBMM Başkanı 23 Nisan’ı bile gereksiz bir gerilim ortamına dönüştürüp bayram havasını bulandırmadı mı ? Aynı gün yapılan derbi maçında da yukarıda sıraladığımız tatsızlıklar oldu. “Devlet yönetmeye talip olanlar böyle olursa gençler neler yapmaz” diyebilirsiniz; ancak spor her zaman siyasetten daha masumdur. Bu nedenle, panelde, her kesimin gözdesi olan sporun bölücü değil, bağlayıcı, birleştirici bir rolü olabileceğini ve bu niteliğiyle toplumsal barışa hizmet ve öncülük edebileceğini ileri sürmüştüm. Hattâ kulüplerin öncülüğünde, “Dostluk Kazansın” türünden bir sloganla bir kampanyanın başlatılmasını önermiştim. Acaba aşırı bir iyimserlik miydi bu ?

Nedense sporda güvenliği polisin

sağlamasını bekliyoruz. Bir maçta 4000 polisin görevli olması anlamsız ve utanılacak bir durumdur. Sporda barışın sağlanması için polisiye önlemlerden medet umacak kadar çaresiz olmamalıyız. Özellikle de statların içinde… Polisin maça nezaretten daha önemli kamusal görevleri olmalı. Öte yandan, statlarda seyirci sayısında denge kurulamaması başka bir ayıbımız. Evsahibinin 50 bin, konuk takımın 2 bin seyircisi… Bu nasıl bir ilkel dengedir ? Sporun ruhuyla nasıl bağdaşır ? Eğitimi kolay yönetmek için okulları kapatmak gibi bir önlem.

Devlet spordan elini çekmeli, sporu spora bırakmalı. Günümüz dünyasında devlet pek çok alandan çekilirken (hele Türkiye’de gerekli-gereksiz her şey özelleştirilirken) devletin sporu denetlemesi yersizdir. TMOK Başkanı Togay Bayatlı’nın belirttiğine göre bugün dünyada Türkiye dahil yalnızca 4 ülkede spor devlet denetimi altındadır.

Sporun temeli dört öğeye dayanır : yönetici, oyuncu, hakem ve seyirci. Bu dörtlünün bilinçlenmesinin, koskoca bir toplumun bilinçlenmesinden daha kolay olduğu açıktır. Ve ilk adımı öncelikle yöneticilerin atması gerekir. Yöneticiler, spora ve topluma hizmet için orada bulunduklarını unutmamalılar ve kaba deyişle tribüne oynamamalılar. Fenerbahçe – Galatasaray derbisi, yöneticilerin, özellikle de evsahiplerinin sağduyusu ve dostça katkılarıyla çok daha sakin bir ortamda geçebilirdi. Birer dostluk mesajı, dostça yaklaşımlar yeterdi. Olmadı. Şimdi sormak gerekiyor : yöneticiler şiddetle mi besleniyorlar acaba ? Durum böyleyse, önce, yöneticiliğin ne olduğunu öğrenmeleri gerekir. Toplumu germeye hiç kimsenin hakkı yok. Ne siyasilerin ne de spor yöneticilerinin.