Yurtdışındaki Elçilerimiz Kaynak : 25.12.2000 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Daha önce de yazmıştım, “asıl başarı yurtdışında uluslararası alanda sağlanan başarıdır” diye. Galatasaray bunun iyi örneklerini vermeyi sürdürüyor. Bir de yurtdışında sağlanan; bireysel başarılar var. Fatih Terim İtalya’da kısa bir uyum döneminden sonra kendisini kanıtladı bile.. Terim’in azmi, hırsı, çalışkanlığı, profesyonellik bilinci, özgüveni her türlü takdiri üzerinde. Ülkenin her alanda Terim türünden yürekli insanlara gereksinimi var. Gözler İnter’de Hakan Şükür’de, Aston Villa’da Alpay Özalan’da.. Onların maçları Türkiye’de TV başında nefesler tutularak izleniyor. Türk insanı başarıya susamış; yurtdışındaki temsilcilerimizin başarısı hepimizi mutlu ediyor; kendi başarımız gibi onlardan manevi pay alıyoruz. Aslında, yurtdışında bayrak gösterenler yalnızca yukarıda adları anılanlar değil. NBA’de oynayan Hidayet Türkoğlu, Yunanistan’da AEK’da İbrahim Kutluay var. Ayrıca yine futbolculardan eski Fenerbahçeli Tayfun’la Elvir Boliç’i de sayabiliriz. Onlar da başarı peşindeler. Arif Erdem ve Oktay Derelioğluda sezon başında İspanya’ya transfer olmuşlardı, ama, geri döndüler. Keşke biraz daha sabır, biraz daha çabayla kendilerini kanıtlayabilselerdi.

Dışa açılmada yalnızca teknik adamlar ve sporcular yok. Sinan Erdem’in Uluslararası Olimpiyat Komitesi çevrelerinde çok iyi bir konumu olduğunu biliyoruz. Milli Olimpiyat Komitesi genel sekreteri Togay Bayatlı aynı zamanda Dünya Spor Yazarları Derneği’nin başkanı, Şenes Erzik, UEFA’nın başkan yardımcısı olarak UEFA içindeki istikrarlı etkin çizgisini sürdürüyor;. Dış Spordaki yönetici temsilcilerimize bir yenisi eklendi : Naim Süleymanoğlu. Halter sporunun unutulmazları arasına adını yazdırarak Türkiye’nin yüzakı olan Naim, çok kısa bir süre önce Uluslararası Halter Federasyonu’na başkan yardımcısı seçildi.

Listede unuttuklarım olabilir. Dışarıdaki spor temsilcilerimizin başarılı olmalarını, bu gurur listesinin giderek genişlemesini diliyorum.

Söz yurtdışındaki spor temsilcilerimizden

açılmışken biraz da siyasi temsilcilerimizin spora bakışlarından söz edelim. Galatasaray yönetimindeki görevim sırasında 1990-96 arasındaki yurtdışı maçları münasebetiyle büyükelçilerimizin spora bakışları konusunda bazı gözlemlerimiz oldu. Örneğin 1992-93 UEFA kupası maçları kapsamında Manchester United’ı elemiştik, sıra Eintracht Frankfurt maçına gelmişti. Frankfurt’ta ve Frankfurt Başkonsolosu’nun yakın ilgilerini gördük. Başkonsolos, Galatasaray yöneticilerini konutunda bir akşam yemeğinde ağırladı. Almanya’daki görevine yeni başlamış olan Bonn Büyük Elçimiz Onur Öymen, Eintracht Frankfurt’un Galatasaray yöneticileri onuruna düzenlediği görkemli yemeğe katıldı, hattâ Almanca bir konuşma yaparak ev sahiplerini memnun etti, ertesi akşam da bizlerle maça geldi. Aynı ilgi ve yakınlığı, Roma – Galatasaray maçı için gittiğimiz Roma’daki Büyükelçi Ömer Akbel gösterdi.

Şimdi, “bunda şaşılacak ne var ? Bir Türk takımının yurtdışı maçına oradaki misyonun ilgi göstermesinden daha doğal ne olabilir ki ?” diyebilirsiniz. Durum pek de öyle değil. Örneğin, bir sezon sonra Spartak Moskova maçı için Moskova’ya gittiğimizde büyükelçiliğin tutumu ötekilere pek benzemiyordu. Şimdi adını bile anımsamadığım, belki de o zaman bile öğrenmek gereğini duymadığım, önce, büyükelçinin Yönetim Kurulu üyelerini Büyükelçilikte yemeğe davet ettiği bize bildirildi. Fakat sonra karar değişti; bu kez davetin yalnızca Başkan ve iki üyeyle, yani üç kişiyle sınırlandığı haberi geldi. Zaten çok kalabalık değildik, ama davranış biraz tuhaftı. Haberi getiren elçilik görevlisi aracılığıyla Sayın Büyükelçi’ye teşekkürlerimizi ilettik.

Sayın Büyükelçi’nin herhalde onca ciddi ve önemli işleri arasında spora ayıracak zamanı olmamıştı; akşam oynanan maça da gelmedi. Böylece kendisiyle tanışmak onuruna erişemedik.
Bütün okurlar, iyi bir bayram, mutlu bir yeniyıl diliyorum.